Perşembe, 27 Temmuz 2017

Batı’nın Oyunu: Milliyetçilik Akımı

flags

1789 Fransız Devrimi’nden sonra ortaya çıkan, 20.yy da tüm dünyaya yayılan, Faşizm, Nasyonal sosyalizm ve Şovenizm gibi kavram ve ideolojileri kapsayan, bir milletin egemenliği ve üstünlüğü ile bir toplumun gelişeceğini ve dünyanın daha iyi bir hal alacağını savunan, ulusçu fikir akımına milliyetçilik denir. Ana hatlarıyla bu şekilde bir tanım yapsakta derinlemesine incelendiğinde çok daha geniş ve kritik bir düşünce sistemidir.

Milliyetçilik akımı bir ulusun kendini diğer uluslara göre üstün görmesidir. Böyle çürük bir fikrin tüm dünyada egemen olması hiç şüphesiz üzülünecek bir durumdur. Günümüz insanları Batı’nın “ayartması” ile bu fikri benimsemiş, böylelikle tekrar Batı’ya karşı kaybetmiştir. Her geçen gün insanlar üzerindeki egemenliğini artıran Batı, bu fikri insanların aklına sokarak kaos ortamı oluşturmuş her zamanki gibi pastadan payını almıştır. Batı’nın milliyetçilik oyunu Osmanlı Devleti’nde de bir çok kez farklı ulustan halkın ayaklanmasına neden olmuştur.

İnsanlar milletlerine göre değerlendirilemez. Bir Çerkez’in sahip olduğu haklara bir Laz, bir Türk’ün sahip olduğu haklara bir Kürt de sahiptir. Bir Fransız ile bir İngiliz arasında hiçbir fark yoktur. Bir insanın milliyetinden dolayı övünmesi, gururlanması kadar saçma bir şey yoktur. Çünkü kimse kendi milletini seçemez. Kimse rengini seçemez. Kimse dilini seçemez. Kimse ailesini seçemez. Siz hiç boyu uzun olduğu için gurur duyan birini gördünüz mü? Tabii ki görmediniz. Bu çok saçma!

Peki Batı bu fikri ortaya atarak ne amaçlıyor?

Milliyetçilik ile birlikte etnik gruplar devletlere karşı ayaklanıyor. Ayaklanma ve isyanları bastırmakla uğraşan devlet yönetimi gün geçtikçe zayıflıyor. Kaos ortamı oluşuyor. İnsanların birbirine düşmesi ve kargaşa çıkması tabii ki Batı’nın işine geliyor. İsyanlar bastırılıyor fakat maddi ve manevi zararlar oluşuyor ve etnik gruplar taşımış oldukları potansiyeli kaybetmiyorlar. Böylece her dönem devlet için tehdit oluşturmaya devam ediyorlar.

Bunun yanında insanlar başka uluslardan kişilerle birlik olmak istemiyor. Bu da insanların organize olmasını, düşünmesini ve dayanışmasını engelliyor. İnsanlar parçalanıyor. “Sürüden ayrılanı kurt kapar” misali, toplumlar Batı için kolay lokma haline geliyor.

Çünkü organize olamayan her kurum, kuruluş veya topluluk yok olmaya mahkumdur!

İnsanlar dayanışma içinde olmazsa dağılıp yok olurlar. Batı bizi bölmeye çalışıyor! Gözümüzü boyuyorlar. Bunu anlamıyor musunuz? İki farklı ulustan insan yan yana gelince birbirlerine iğrenç varlıklarmış gibi bakıyorlar. Halbuki ikisi de insan. İkisi de seviniyor, ağlıyor, şaşırıyor, acıkıyor, özlüyor… Farklı yerlerde doğdular diye onlara farklı şekilde mi muamele göstereceğiz. Bir İngiliz’e güya “modern” insanlığın temsilcisiymiş gibi davranıp O’na sevgi ve saygı gösterileri yaparken, Afrika göçmeni, siyahi birine -aşağılık bir yaratıkmış gibi- kaba davranıp, O’ndan mümkün olduğunca uzaklaşmaya mı çalışacağız? Hayır dostlarım, siz yanılıyorsunuz. Bu kesinlikle adaletsizlik!

Şimdi Türkiye’yi ele alalım. Türkiye nüfusu yaklaşık 77 milyon kişidir. Bu nüfusun 65 milyonu Türklerden oluşur. Geriye kalan 12 milyon kişi diğer millet ve uluslara mensuptur. Bu bilgiyi aradaki farkı görmeniz açısından verdim. Peki, herhalde Türklerin ne kadar milliyetçi olduklarını Türkler kadar diğer uluslar da bilir. Bir Türk her zaman kendi hemşerilisine öncelik tanır. Bunu kimse inkar edemez. İki Türk tanışır, aynı memleketten üstünü bir de aynı köyden çıkarlarsa aralarına su sızmaz. Türkler’de milliyetçilik, küçük birimlerde yani daha şehirlerde başlar. Ben buna “yerel milliyetçilik” diyorum. Tabi bunun yanında bir de “Anadolu Erkeği” ve “İstanbul Beyfendisi” diye iki saçma kavram mevcut. Ne kadar aptalca! Ne zaman İstanbul’da doğan biri Hakkari’de doğan birinden üstün oldu!? Ne zamandır Anadolu insanı cahil, çağın gerisinde kalmış, hiçbir şeyden anlamayan biri olarak görülüyor? Gerçekten böyle bir durum olsa bile insanların bunu fırsat bilerek her defasında dile getirmesi ve bunu insanları aşağılamak için kullanması mı gerekir? Neden insanlar birbirlerinden uzaklaştı? Neden, bırakın milliyeti aynı topraklarda yaşayan, aynı ulustan insanlar bölgelere göre ayrım yapıyor? Tüm bu soruları düşünmemiz gerek dostlarım.

Sizin yerinize cevap vereyim: Tüm bunlar, bu toprakların yıllar önce satılıp, Batı’nın kontrolü altına verildiğinden beri oluyor. Bu topraklar, ne zaman satıldı? Osmanlı kadınları modern dünyanın bir gerekliliği (!) olarak güzellik yarışmalarına gönderilirken, Ankara’da ilk içki fabrikası açılırken, ezan Türkçe okutulurken ve yüzlerce Mason locası kurulurken çoktan satılmıştı dostlarım.

Nereden nereye geldik… Bu saydıklarımız sadece işin görünen kısmı. Arka planda çok daha büyük oyunlar ve planlar olduğu kuşkusuz.

Sözün özü:

Artık insanlık uyanıp anlamalı ki Milliyetçilik, sadece bir saçmalıktır. İnsanları birbirine düşürmek için, dayanışmayı engellemek için, sınıf farklılığı oluşturmak için Batı’nın, insanları kontrol etmeyi kolaylaştırmak için ortaya çıkardığı bir oyundur. Daha fazlası değil!

Alıntı: http://tawhidmedia.blogspot.com.tr/2014/06/deneme123.html

BU HABERLER DE VAR!

Fitneler ve Gariplerin Hali

Zeynu-d Dîn Ebi-l Ferec ibni Receb el-Hanbelî rahimehullah dedi ki:”Saptırıcı Hevâlar ve Şüpheler Fitnesine gelince; …

Yoksa Kalbin Öldü Mü?

  Bu can alıcı sorunun cevabını soracağım soruyla cevaplandıralım öncelikle; Peki, tertemiz, bozulmamış kalp nedir? …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir