Cuma, 20 Ekim 2017

Kandil Geceleri Bid’at Mıdır?

3974

Türkiye’de her sene “dinin kesin bir emri, fıkhi bir vecibeymiş” gibi kutlanılan özel gecelerin aslında hem İslam’ın iki ana kaynağı (Kur’an ve sünnet) tarafından “kutsal” ilan edilmedikleri bir hakikattir. Kandil geceleri diye bilinen geceler ; Mevlid , Regaib, Mirac, Beraat ve Kadir Gecesidir. Bu gecelere Kandil denmesinin sebebi Osmanlı padişahı 2. Selim (1566-1574) zamanında başlayarak, minarelerde kandiller yakılarak duyurulup kutlandığı için “Kandil” olarak anılmaya başlamıştır.
(Nebi Bozkurt, “Kandil”; Halit Ünal , Berat Gecesi maddesi. Diyanet İslam Ansiklopedisi (DİA), İstanbul, 2001, c. 24, s. 300)

Devletin resmi din kurumu Diyanet’in hazırladığı ansiklopedide “kandil” maddesinde bunlar yazıyor. Fakat kandil gecelerini bizzat organize eden, camilerde mevlid ve dua merasimleri düzenleyen, bu geceler münasebetiyle kutlama mesajları yayınlayan ve halkın kendilini kutlayan da yine Diyanet’in kendisi… Peki bu nasıl oluyor? Çünkü bu gecelerin kutlanması bir halk geleneği değil; devlet politikası da ondan.

Nedir devlet politikası?
İslam’ı doğuş tabiatına uygun olarak bir “pratiği olan hayat dini” olmaktan çıkarıp, “mübarek gün ve geceler dini” haline getirmek… Gündüzün ortasında, hayatın kalbinde atan bir din olmaktan çıkarıp, el ayak çekilince, hayatın tümüyle uykuya çekildiği gece vakitlerinde hatırlanan bir “tapınak ve ayin” dini haline sokmak… Çünkü Fransız laiklerin Hristıyanlığa layık gördüğü muamele buydu. Türk laiklerin de İslamiyete layık göreceği muamele de bundan başkası olamazdı…

İlk olarak hicretten 300 yıl sonra ilk kez Mısır’da, Şii Fatimiler döneminde Mevlid; 400 yıl sonra da Kudüs’te Mirac, Regaib ve Berat geceleri kutlanmaya, bu geceler camilerde toplu biçimde yapılan ibadetlerle geçirilmeye başlandı. Daha sonra bu kutlamalar İslam dünyasının bazı bölgelerine yayılarak gelenekleşti

Bid’at Nedir?
Bid’at; Peygamber ve Ashâb-ı Kirâm dönemlerinde görülmeyip onunla amel edilmeyen, hattâ bir benzeri olmayan ve İslâm’dan olmadığı halde sonradan ortaya çıkan , din ile alâkalı olup bir ilâve veya eksiltme mahiyetinde olarak ibâdet kabûl edilen , göze ve akla hoş gelen dua ,kuran okuma , namaz kılma , zikretme , düşünce görüş ve ameller , sünnete aykırı davranışların adet haline getirilmesidir.

Dinde sonradan ortaya çıkan ve hakkında herhangi bir delil bulunmayan bu gibi durumlar hakkında Allah Resulu (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“İşlerin en kötüsü sonradan ihdas edilenler / ortaya çıkarılanlardır.”
(Muslim, Cuma, 43.)

“Sonradan ihdas edilen her şey bid’attir”
(Nesâi, Îdeyn, 22; İbn Mâce, Mukaddime, 7)

“Her bid’at dalalettir, her dalalet de ateştedir.”
(Muslim, Cuma, 43; Ebu Davud, Sünnet, 6)

Sufyan-ı Sevri’nin bidat değerlendirmesi:
“Bidat şeytanın nezdinde her günahtan daha sevimlidir. Çünkü günahtan dolayı tövbe edilmesi akla gelir de bidatten (ibadet telaki edildiği için) tövbe edilmesi akla gelmez.”
(Bağavi-Şerhu’s sunne)

İmam Malik’in bidata bakışı:
“Sünnet Nuh (a.s) un gemisi gibidir. Ona binen kurtulur. Ondan geri kalan boğulur.”
(Miftah’ul cenneh- Suyuti)

Abdullah b. Abbas (r.anhuma) Ebubekir ve Ömer’in sözlerini illeri sürüp sünnete ters düşen birine şöyle dedi:
“Nerde ise gökten üzerimize taşlar yağacak. Ben size Rasulullah buyurdu diyorum, siz ise, Ebubekir ve Ömer dedi diyorsunuz. ”
(Abdurrazzâk el-musannef sahih bir senetle)

İnsanları Bid’at Konusunda Yanılgıya Düşüren 2 Sebep :
1. yanılgı: Din adına yaparken “kuran okuyor , namaz kılıyor , dua ediyorum , kötü bir şey yapmıyorum” yanılgısıdır. “Yaparsam ne olur , ne kaybederim ” savunmasıyla cahil bir şekilde hareket edilmesidir. Halbuki bidat zaten göze çirkin gelen amellerle yapılmaz.

2. yanılgı: Bidat-ı hasene (güzel bidat) yanılgısıdır. Delil aldıkları ise; Rasûlullah (s.a.v.) döneminde sekiz rekât olarak münferiden kılınan teravih namazın yirmi rekat olarak bir imamın arkasından kılınmasıdır :

Abdurrahman bin Abdi’l-Kâri (r.a.)’dan:
Bir gece Ömer’le (bir Ramadan gecesinde) mescide birlikte çıktık. İnsanlar dağınık bir şekilde namaz kılıyolardı kimisi kendi başına , kimisi de durmuş, bir grup da toplanmış onun arkasında namaz kılıyordu.
Bunun üzerine Ömer dedi ki:
“Bunları bir okuyucunun arkasında toplasam da onun arkasında toplu halde namaz kılsalar.”
Bu işin üzerine durdu ve nihayet onları Ubeyy bin Kâ’b’ın arkasında onun imamlığında topladı. Sonra başka bir gece yine namaza çıktık, onları toplu halde adı geçen sahabinin arkasında namaz kılarken görünce :
“Ne güzel bid’attır bu ! Ne var ki bunu kılıp da sonra gecenin son kısmında kalkıp bunu kılanların davranışları bundan daha iyidir. (Zira) cemaat (bu namazı) gecenin başında kılıyorlardı”

(Bu hadisi Malik [salât fî Ramadân no. 3, s. 114] ve Buhari [teravih I/3, II/252], Mâlik ani’z-Zuhrî an Urve b. ez-Zubeyr an Abdurrahman asl-ı senedi ile tahric ettiler)
(Muhammed Revvâs Kal’acî, Mevsuatu Fıkhı Umar b. e!Hattâb, Kuveyt 1984, s. 125)

Alimlerin çoğunluğuna göre, tasavvufçuların “bid’at-i hasene” kapsamına soktukları şeyler haddi zatında bid’at değildir. Onlara bid’at ismini vermek yanlıştır. Çünkü bu gibi şeylerin Kur’ân ve Sünnet’te dayanakları vardır. Bunlara sonradan çıkmış şeyler nazariyle bakılamaz.

Rasûlullah (s.a.v.), şu hadisinde bid’atin tarifini yapmıştır:
“Sonradan ortaya çıkan herşey bid’attir; her bid’at sapıklıktır ve her sapıklık insanı ateşe sürükler.
(Muslim, Cumua, 43; Ebû Davud, Sunnet 5; Nesâî, lydeyn, 22; İbn Mâce, Mukaddime, 7)

Üstelik Rasulullah şöyle buyurmuştur :
“Sünnetime ve benden sonra raşid halifelerin sünnetine sımsıkı sarılın”
(Tirmizî, İlim, 16; Ebu Dâvud, Sunne, 5; İbn Mâce, Mukaddime, 6)

Ömer (r.anh) bu sözü insanları teravih namazı için topladığı zaman söylemiştir. Teravih namazı ise bid’at değil sünnetin ta kendisidir. Rasulullah’ın teravih namazı kıldığı sahih hadislerle sabittir. Yani sonradan ortaya çıkmamıştır ! Bunun delili Aişe(r.anha)’nin rivayet ettiği olaydır:

“Rasulullah (s.a.v.) Ramazanda mescitte gece bir namaz kıldı. Sahabenin çoğu da onunla birlikte o namazı kıldı. İkinci gece yine aynı namazı kıldı. Bu kez O’na tabi olarak aynı namazı kılan cemaat daha fazla oldu. Üçüncü gece . Muhammed (s.a.v.) mescid’e gitmedi. Orayı dolduran cemaat onu bekledi.
Rasulullah (s.a.v.) ancak sabah olunca mescide çıktı ve cemaata şöyle buyurdu:
“Sizin cemaatla teravih namazını kılmaya ne kadar arzulu olduğunuzu görüyorum. Benim çıkıp, size namazı kıldırmama engel olan bir husus da yoktu. Ancak ben size, teravih namazının farz olmasından korktuğum için çıkmadım”
(Buharî, Teheccud, 57)

Ebû Hureyre (r.a)’nın naklettiği bir başka hadiste de Rasûlullah (s.a.v)’in Ramadan ayında, ashabtan bir grubu, Ubey b. Kab (r.anh)’ın arkasında cemaatle namaz kılarken gördü ve “Doğru yapıyorlar, yaptıkları şey ne güzeldir” diyerek tasvib ettikleri haber verilmiştir.
(Ebû Dâvud, İkâmetu’s-Salâ,190)

Peygamber (s.a.v.), teravih namazını cemaatle kılmayı terketmesinin nedenini belirtmiştir. Ömer (r.anh) ise ,bu gerekçenin ortadan kalktığını görünce (artık peygamber yoktu ve farz kılınma durumu ortadan kalkmıştı) , teravih namazının tekrar cemaatle kılınmasını başlatmıştır. O halde Ömer (r.a)ın bu uygulaması, bizzat nebi (sav)in uygulamasına dayanmaktadır.

Ömer (r.anh)in bu uygulamasının bid’at olmadığı ortaya çıktığına göre , sözünde geçen “bidat” kelimesi ne demektir ? Ömer (r.anh)’in bu ifadesindeki bidat kelimesiyle şer’i anlamı değil sözlük anlamı kastedilmiştir.

Sözlükte bid’at, geçmişte bir örneği olmaksızın yapılan şeydir. Teravihin cemaatle kılınması bir uygulama olarak Ebu bekir (r.anh)in hilafeti döneminde ve Ömer (r.anh)’in hilafetini ilk dönemlerinde mevcut değildir. Bu sebeple sözlük anlamıyla bu yenilik (bidat) sayılabilir ; zira bunun geçmiş örneği yotkur. Aynı meseleye şer’i açıdan bakıldığında -,durum farklıdır, zira bu uygulama peygamber (s.a.v.) in tatbikatında mevcuttur.

Şatıbi şöyle der;
“Bu itibarla bunu bidat olarak adlandıran kişinin (ki isimlendirme konusunda bir tartışma söz konusu değildir ) bundan dolayı şer’i bidat anlamında Ömer (r.a)in sözünün ifade ettiği mana ile istidlal etmesi caiz değildir. Zira bu kelimeyi asıl amacından saptırmakla olur.”
(Şatıbı, el i’tisam)

Bu konuda büyük imamların sözleri şöyledir :
İbni teymiyye şöyle der; Ömer (r.a)in bu güzel uygulamayı bid’at olarak adlandırması ,tamamen sözlük olarak bir adlandırmadır, şer’i değildir. Bunun sebebi bid’at kelimesinin ,sözlük olarak geçmiş bir örneği olmaksızın yapılan her şeyi içermesidir. Şer’i olan bid’at ise hakkında şer’i bir delil olmaksızın yapılan uygulamadır.

İbn Kesir ,bid’atlerin iki türlü olduğunu söylemiştir:
1.Bid’at kavramı bazen şer’i anlamda kullanılır. Peygamber (s.a.v.)’in; “sonradan ortaya çıkarılan her yenilik bid’attir ve her bid’at sapıklıktır” ifadesi bunun örneğidir.

2.Bid’at bazende sözlük anlamında kullanılır. Ömer (r.anh)ın insanları teravih için topladığı ve onların da buna devam etmesi üzerine söylediği “bu ne güzel bid’attir” sözü de bunun örneğidir.
(İbn’i Kesir tefsiri)

İmam Ebû Hanife’ye Ömer (r.anh)’ın bu hususta yaptığı uygulama sorulunca, şöyle demiştir:
Teravih namazı hiç şüphesiz müekked bir sünnettir. Ömer, bu namazın cemaatle ve yirmi rekat kılınmasını şahsi bir ictihadı ile yapmadığı gibi, bir bid’at olarak da emretmemiştir. O, kendisinin bildiği şer’î bir esasa ve Muhammed (s.a.v.) ‘in bir vasiyetine dayanarak böyle yapmıştır
(et-Tahtavî, Haşiye, 334)

Mevlid Kandili
İsminden de anlaşıldığı üzere Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğduğu gecedir. Yani kesin olmamakla beraber Rabiu’l-Evvel ayının on ikinci gecesine rastlamaktadır. Bu gecenin ne fazileti ne de kutlanması hakkında hiç bir rivayet sabit olmamıştır.

Dolayısıyla Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendi doğum gecesini ne kendisi ne ashabı ne de bizden öncekiler kutlamamıştır. Bunun üzerine İlim ehli bu geceyi o maksatla ihya etmeyi ve mevlid okumayı, dinde ihdas edilmiş bir bid’at olarak kabul etmişlerdir. Nitekim okunan mevlidin de bid’at olduğu ilim ehilince malumdur.

Değerli âlim Muhammed bin Salih el-Useymin (Rahmetullahi Aleyh) kendisine Mevlid-i Nebevi’yi kutlamanın hükmü sorulduğunda, o şöyle cevap vermiştir:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğduğu gece kesin olarak bilinmemektedir. Aksine günümüzdeki bazı tarihçiler, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğduğu gecenin Rebiu’l-Evvel ayının 9. gecesi olduğunu söylemektedirler. O halde Rebiu’l-Evvel ayının 12. gecesi yapılan kutlamanın tarihi yönden hiçbir dayanağı yoktur.

Mevlid-i Nebevi’yi kutlamanın dini yönden de hiçbir dayanağı yoktur. Çünkü Mevlid-i Nebevi’yi kutlamak, Allah’ın dininden olmuş olsaydı, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu yapardı veya ümmetine bunu bildirirdi. Eğer Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu yapmış veya ümmetine bildirmiş olsaydı, bu kutlama, günümüze kadar hadis kitaplarında korunmuş olurdu.

Mevlid-i Nebevi diye bir şey olmadığına göre, bu kutlamanın Allah’ın dininden olmadığı anlaşılmış oluyor. Allah’ın dininden olmadığına göre, bizim Mevlid-i Nebevi ile Allah-u Teâlâ’ya ibâdet etmemiz ve O’na tevessülde bulunmamız asla câiz değildir.

Allah-u Teâlâ, rızasına ulaşmamız için bize belli bir yol tayin etmişse ki bu yol Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in getirmiş olduğu dindir. Allah’ın kulları olduğumuz halde, O’nun rızâsına ulaşmamız için kendi yanımızdan bir yol çıkarmamız nasıl câiz olsun?

Allah’ın Dininden olmayan bir şeyi O’nun dinine yerleştirmek olan bu hareket, Allah-u Teâlâ’nın hakkına yapılan bir tecâvüzdür. Yine bu hareket, Allah-u Teâlâ’nın şu sözünü yalanlamayı içerir. Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Bugün size dininizi kemâle erdirdim. Üzerinize nimetimi tamamladım ve din olarak da size İslâm’ı seçtim.”
| Mâide 3

Biz deriz ki, eğer bu kutlama dinin kemâlinden olsaydı, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in vefâtından önce olması gerekirdi. Dinin kemâlinden değilse, bu takdirde dinden olması mümkün değildir. Çünkü Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Bugün size dininizi kemâle erdirdim.”
| Mâide 3

Her kim, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in vefâtından sonra ortaya çıkmış olmasına rağmen, bu kutlamanın dinin kemâlinden olduğunu iddiâ ederse, onun bu sözü yukarıdaki âyeti yalanlamayı içerir.

Yine, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğum gününü kutlayanlardan kimisinin akılsızlıklarını ve saçmalıklarını işitmekteyiz. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğduğu kıssayı okuyan mevlidhân;

“Mustafa dünyaya geldi” dediği anda herkes tek kişinin ayağa kalktığı gibi ayağa kalkarak: “Şu anda Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in rûhu aramıza geldi, ona saygı göstermek için ayağa kalkalım” demektedirler. Bu hareket, aptallığın ve akılsızlığın tâ kendisidir.

Bu kimselerin ayağa kalkmaları ibadetten değildir. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisi için ayağa kalkılmasını çirkin görürdü.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabı, insanlar içerisinde onu en çok sevenler olmalarına ve onu bizden daha fazla yüceltmelerine rağmen, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayatta olduğu halde kendisi için ayağa kalkılmasını çirkin görmesinden dolayı Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) için ayağa kalkmadıklarına göre, uydurma hayallerle ayağa kalkan bu insanlara ne demeli?

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğum gününü kutlama bid’atı, asırların en hayırlısı olan ilk üç asır yani sahâbe, tâbiin ve tebei tâbinin dönemi geçtikten sonra meydana gelmiştir. Üstelik bu bid’atla birlikte dinin esasıyla ters düşen bu çirkin şeyler meydana gelmiştir. Bunun yanında erkeklerle kadınların birbirine karışması gibi daha başka çirkin şeyler meydana gelmiştir.

(Muhammed bin Salih el-Useymin’in fetvâ ve risâleleri 2/298, 300)

Regaib Kandili
Bu geceyi İhya etmek maksadıyla Recep ayının ilk Cuma gecesi yani akşamla yatsı arası kılınan on iki rekâtlık namazın ve bu gecenin fazileti hakkında dayanılan rivayet şudur:

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Recep ayında orucun faziletini zikrettikten sonra, devamla:
‘O ayda bulunan ilk Cuma gecesinden gafil olmayın. Çünkü o, meleklerin regaib diye isimlendirdikleri bir gecedir. Kim Recep ayının ilk Perşembe gününü oruç tutar ve o günün, akşamla yatsı arası on iki rekât namaz kılarsa, Allah-u Teâlâ o kimsenin günahlarını bağışlar’ buyurdu.”

(Ebu Şame El-Baisu Ala inkari’l-Bida’i ve’l-Havadisi 39, 40)

İbnu’l-Cevzi (Rahmetullahi Aleyh) bu hadis hakkında şunları söylemiştir:
“Bu hadis Allah Rasulu (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in üzerine uydurmadır. Ali bin Abdullah ibni Cahdami bu rivayetiyle ilim ehli tarafından itham olunup yalancı sayılmıştır. Büyük âlim hafız Abdulvahab (Rahmetullahi Aleyh)’i şöyle derken işittim:

“Bu hadisin ravileri meçhuldür. Ravilerle ilgili bütün kitaplarda onları aradım ama bulamadım.”

(İbnu’l-Cevzi El-Mevdua 2/125, 126)

İbnu’l-Cevzi (Rahmetullahi Aleyh) sözüne şöyle devam etmiştir:
Bu hadisi uyduran kimse bid’atında çok aşırı gitmiştir. Çünkü bu namazı kılan kimse, önce gündüz oruç tutacaktır. Belki de o günün gündüzü çok sıcaktır, oruçlu olunca da akşam namazına kadar haliyle yemek yeme imkânı bulamıyacaktır. Akşam namazından sonra, bu namaz için uzun tesbihat sebebiyle kıyamda ve secdede duracak gayet eziyet çekmiş olacaktır.

Doğrusu ben, Ramazan ve teravih namazlarına nazaran insanların bunda, nasıl izdiham yaptıklarını gördüm ve kıskandım. Bilakis bu namaz halk indinde diğerinden daha büyük ve değerlidir. Çünkü bu namazda diğer beş vakit namaza gelmeyenler hazır bulunuyor.

(Ebu Şame El-Baisu Ala inkari’l-Bida’i ve’l-Havadisi 30, İbnu’l-Cevzi el-Mevdua 2/127)

Hafız Ebu’l-Hitab (Rahmetullahi Aleyh) ise şunu söyler:
“Regaib namazını uydurmakla itham edilen kimse Ali bin Abdullah ibni Cahdami’dir. Bu hadisi meçhul olan raviler üzerine uydurmuştur. Bu raviler hiç bir kitabta mevcut değildir.”

(Ebu Şame El-Baisu Ala inkari’l-Bida’i ve’l-Havadisi 30)

Hafız el-Iraki (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
“İmam Rezzin, bu hadisin uydurma olduğunu şöylemiştir.”

(Çukayn Es-Sünenü ve’l-Mubiede’at 140)

İmam Tartuşi (Rahmetullahi Aleyh) şu sözünü ekler:
“Receb ayındaki regaip namazı ise, Beytu’l-Makdis’de bizim bulunduğumuz yerde, hicri 480 senesinde ihdas edilmiştir. Bundan önce bu namazı ne gördük ne de duyduk.”

(Tatusi El-Havadisu ve’l-Bida’i 133)

Mirac Kandili
Recep ayının yirmi yedinci gecesidir. Sünnet ve Bid’atler kitabının yazarı (Rahmetullahi Aleyh) Recep ayındaki bid’atler bölümünde şunları söyler:
“Mirac kıssasını okuyup Recep ayının yirmi yedinci gecesini kutlamak ve bazı insanların bu geceye has bazı zikir ve ibadette bulunmaları bid’attır. Recep, Şaban ve Ramazan aylarında okunan ve sünnette de olmayan dualar bid’at ve uydurmadır.

Şayet bunlarda bir hayır olmuş olsaydı bizden öncekiler bunda bizleri geçerlerdi. Mubarek gece diye bilinen bu günleri ibadetle geçirmeye dair hiç bir delil sabit olmamıştır.”

(Şukayri Es-Sünenü ve’l-Mubtede’at 143)

Şeyhu’l-İslam ibni Teymiyye (Rahmetullahi Aleyh)’de Recep ayının yirmi yedinci gecesi ile ilgili olan namaz hakkında şöyle demiştir:
“Muteber âlimlerin belirttiği gibi; İslam âlimlerin ittifakıyla bu namaz meşru değildir. Bu ancak cahil ve bid’atçı kimseden meydana gelmiştir.”

(Şukayri Es-Sünenü ve’l-Mubtede’at)

Bu gecede de mevlid okumak adet halini almıştır. Böylelikle bir bid’ata diğer bir bid’at eklenmiştir.

Berat Kandili
Berat kandili, Şaban ayının ortasında olan 15. geceye denilmektedir. Bu gecenin fazileti ile ilgili zayıf ve uydurma bazı rivayetler gelmiştir. Örnek olarak bir kaçını zikredelim.

Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘…Allah-u Teâlâ, Şaban ayının onbeşinci gecesi dünya semasına iner ve Kelb kabilesinin koyunlarının kılları sayısından daha çok günahları veya günah işleyenleri bağışlar’ buyurdu.”

(Tirmizi 739 İbni Mace 1389)

Ali (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Allah Rasulu (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Şaban ayının onbeşinci günü olunca, oruç tutan kişi gecesini de ibadetle geçirsin’ buyurdu.”

(İbni Mace 1388, Beyhaki Şuabu’l-İman 3542, İbnu’l-Cevzi El-İlelu’l-Mutenahiye 2/71)

Bu hadis hakkında imam Busiri (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:
“Bu rivayetin senedinde ibni Ebi Sebure vardır. İmam Ahmed bin Hanbel ve Yahya ibni Ma’in (Rahmetullahi Aleyh), bu adamın hadis uyduran bir kimse olduğunu söylediler.”

(Busiri 2/10)

Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Bu gecede Âdemoğlundan her doğacak ve ölecek olan yazılır ve yine bu gecede onların amelleri yükselir ve rızıkları iner’ buyurdu.”

(Beyhaki Davud’ul-Kebir, Ebu Şame el-Baisu Ala İnkari’l-Bida’i ve’l-Havadisi 35)

Bu hadis hakkında imam Beyhaki (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:
“Bu hadisin senedinde hiç kimsenin tanımadığı meçhul olan kimseler vardır.”

(Beyhaki)

Ebu Şame (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
“Bu gecelerin fazileti ile senenin diğer geceleri arasında hiçbir fark yoktur!

(Ebu Şame el-Baisu Ala inkari’l-Bida’i ve’l-Havadisi 35)

Ancak bu hadislerin hiç birisi sahih değildir. Şaban ayının 15. gecesi hakkında şöyle bir sahih hadis vardır:

Ebu Musa el-Eşari (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Şüphesiz Allah-u Teâlâ Şaban ayının onbeşinci gecesi (kullarına) bakar ve yarattıklarından hepsini mağfiret eder. Yalnız kendisine şirk koşanı ve düşmanlık eden, kin ve husumet besleyene mağfiret etmez’ buyurdu.”

(İbni Mace 1390)

Berat Kandilinde Kılınan Namaz
Büyük âlim Ali ibni İbrahim (Rahmetullahi Aleyh) bu namaz hakkında şöyle demiştir:

“Şaban ayının ortasında, geceleyin kılmak için uydurulan bu namazda, onar defa ihlâs suresi okumak suretiyle cemaatle kılınıyor. Cuma ve Bayram namazlarından daha fazla önem verilen, yüz rek’atlık elfiye namazına gelince, hakkında ancak ya zayıf ya da uydurma haber veya eser gelmiştir.

İmam Gazali’nin İhyayu Ulumu’d-Din isimli kitabında bu hadislere sahih demesine aldanmayın.”

(Muhanmed Tahir bin Ali el-Hindi Tezkiraiu’l-Mevdua 45)

Hafız İraki (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:
“Berat gececinde kılınan namaz hakkındaki hadisler batıldır.”

(Şukayri Es-Sünenü ve’l-Mubtede’at 144)

İbnu’l-Cevzi (Rahmetullahi Aleyh)’de şöyle demiştir:
“Şüphesiz bu namaz uydurmadır.”

(İbnu’l-Cevzi el-Mevdu’at 2/127)

Şeyhu’l-İslam ibni Teymiyye (Rahmetullahi Aleyh)’de buna benzer sözler söylemiştir.

(İktidau’s-Sıtatu’l-Mustakim 2/632, 639)

——————————————————————-

Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Her kim, bu işimizde (dinimizde) onda olmayan bir şeyi ihdâs ederse, o ihdâs ettiği şey, ondan reddolunmuştur (batıldır)’ buyurdu.”

(Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud)

Buna binaen, sahih hadislere dayanmayan herhangi bir amel manevi bir gıda olamaz!

BU HABERLER DE VAR!

Allah Nerede?

Ehl-i Sünnet ve’l-cemaat mezhebine göre Allah-u Teâlâ’nın zatı “Her yerde!” değil, göklerin üzerinde ve arşının …

Selefilik Nedir?

Sözlük anlamı: Selef geçen, önceden geçip giden demektir. Aynı zamanda önceden geçip gitmiş cemaat yahut …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Selsebil Medya

Yeni içeriklere daha çabuk ulaşmak için Telegram kanalımızı takip edebilirsiniz.

KANALA KATIL
KAPAT