Perşembe, 27 Temmuz 2017

Mücahidelere Selef Kadınlarından Örnekler – Yusuf el Uyeyri

wanita-muslimah

 

Değerli mücahide bacım! Sana bazı örnekler vermek istiyorum ki onlar gerçekten de kendilerine uyulmaya layık kimselerdir. Sen de onların yoluna uy ve onların elde ettiği hayırlardan nâsibini al! Hiç şüphesiz senin için örnek, Selef-i Salihinin kadınlarıdır. Yoksa vücudunu teşhir eden, onu ticaret metaı olarak kullanan ahlaksızlar değildir. Televizyonlarda boy gösteren mankenler, şarkıcılar veya artistler asla senin için örnek olamaz! Asla…

Kim olduğunu öğrenmek istiyorsan kime uyduğuna dikkat et! Eğer İslam ümmetinin halini öğrenmek istiyor isen kadınların kimleri örnek edindiğine bir bak. Şayet ümmetin kadınları, iffetli, saliha, ibadete düşkün, zikreden sabırlı kadınları kendilerine örnek edinmişlerse gerçekten de ümmet kurtulmuş demektir. Ancak onlar kâfir, iffetsiz, şehvet ve arzularına kul-köle olmuş ve yolunu kaybetmiş kadınları örnek ediniyorlarsa işte o zaman vay ümmetin haline! Çünkü bu, ümmetin çöküşü demektir.

Günümüzde gördüğümüz manzara da bundan farklı değildir. Allah (Subhanehu ve Tealâ)’dan af ve mağfiret dileriz.

İslamın ilk dönemlerinde kadınlar savaş meydanlarına kadar inmişlerdi. Bunun sebebi o zamanki erkeklerin sayısının az olması değildi. Bilakis kadınların, Allah yolundaki fedakârlığı, şehadete olan özlemleri ve sevap kazanma gayretleriydi.

Önceki kadınlara baktığında onlar, dinlerine olan bağlılıklarından dolayı cihadın kendilerine farz kılınmasını istiyorlardı. Günümüzdeki kadınlar ise “Üzerinize savaş farz kılındı” (2 Bakara/216) ayeti hakkında sanki “Keşke hiç nazil olmasaydı” diye düşünüyorlar. Özellikle de oğullarının, kocalarının veya babalarının Allah’a kulluk etmek, O’nun dinine yardım etmek için cihada çıkacağını öğrendikleri zaman… İşte önceki kadınlarla şimdiki kadınların arasındaki fark! Onlar savaş için, kafirlerin boyunlarını vurmak ve küfrü zelil etmek için erkekler doğururlarken, şimdikiler haça, taşa, puta ya da ağaca tapanlara boyun eğsin, onlara vergi versin ve itaat etsinler diye çocuklar doğuruyorlar. (Ve la havle ve la kuvvete illa billah)

Ümmü Ammare Nesibe binti Ka’b el Ensarî

Gerçekten çok yüce bir kadın. Aslında o, bin ya da daha fazla erkeğe bedel. Bugün onun gibi on müslüman kadın bulunsa hakkımız kaybolmaz ve namusumuz ayaklar altına alınmazdı. “Siyeru Âlami-n Nübela” adlı eserde İmam Zehebi bu kahraman mücahidenin hayatını şöyle anlatmıştır:

“Akabe gecesine, Uhud, Hudeybiye, Huneyn ve Yemame savaşlarına katıldı. Cihad etti, yardım etti, yapması gereken her türlü fedakârlığı yaptı. Cihad sırasında eli kesildi.”

Vakidî der ki: “Uhud Savaşına kocası ile birlikte savaşçı olarak katıldı. Yanında iki oğlu da vardı. Bir taraftan mücahidlere su taşıyor diğer taraftan da savaşıyordu. On kusûr yerinden yara aldı. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Uhud günü “Nesibe binti Kab’ın makamı filan ve filan adamdan daha hayırlıdır” diye buyurmuştur. Vücudundaki en büyük yarayı ise İbnu Kamât omzuna vurarak açmıştı. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) münadisini gönderdi ve elbisesini yaranın üzerine bağlayınca kanın akıntısı durdu.”

Ümmü Ammare der ki: “O gün insanların Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in etrafından dağıldıklarını gördüm. Ancak yaklaşık on kişilik bir grup kalmıştı. Ben, iki oğlum ve kocam Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hemen önündeydik ve O’nu koruyorduk. İnsanların çoğu kaçıyordu. Rasulullah kaçanlardan birinin elinde kalkan gördü, o anda benim elimde kalkan yoktu. Ona “Kalkanını savaşana bırak” buyurdu. Adam kalkanı atınca hemen aldım ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i korumaya devam ettim. O gün bize darbeyi vuran atlılardı. Eğer onlar da bizim gibi yaya olsaydılar Allah (Subhanehu ve Tealâ)’nın izniyle biz onlara galip gelirdik. O sırada benim üzerime bir atlı geldi ve kılıcı ile bana vurdu. Ben hemen kalkanımla kendimi savundum. Bana bir şey yapamayınca geri dönüp gitti. O esnada ben onun atının ayaklarına bir kılıç darbesi indirdim, adam sırt üstü düştü. Bu durumu gören Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) oğluma “Ey Ümmü Ammare’nin oğlu! Annene yardım et, annene!” diye bağırdı. Oğlum bana yardım ettikten sonra birlikte çok kalabalığı savdık.”

Abdullah b. Zeyd (Ümmü Ammare’nin oğlu) dedi ki: “O gün yaralandım. Kanım hiç durmuyordu. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana “Yaranı sar” diye emretti. Annem yardıma gelip yanındaki bezlerle yaramı sardı. O sırada bana vuran adamı gören Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “İşte oğluna vuran” deyince annem, ona doğru ilerledi ve ayağına vurdu. Adam yere çöktü. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) azı dişleri görülesiye kadar güldü ve “Zelil kıldın ey Ümmü Ammara! Seni muzaffer kılan Allah’a hamd olsun” dedi.”

Abdullah b. Zeyd b. Asım yine şöyle demiştir: “Uhud savaşına katıldım. İnsanlar Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in etrafından ayrılmaya başlayınca ben O’na daha çok yaklaştım. Ben ve annem Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i koruyorduk. Rasulullah bana seslendi. Ben kendisine “Buyur ya Rasulullah!” deyince “At!” dedi. Kâfirlerden atına binmiş birini gördüm ve ona taş attım. Atının gözüne geldi. At sendeleyince adam düştü. Ben adamı taşlamaya devam ettim. Öyle ki üstüne bir sürü taş yığdım. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana bakıp tebessüm ediyordu. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) annemin omzundaki yaraya baktı “Annenin yarasını sar” buyurdu. Daha sonra şöyle dua etti: “Ya Rabbi onları cennette benim arkadaşlarım eyle! Artık başıma gelecek olanlara aldırmam” buyurdu.

Muhammed b. Yahya b. Hibban dedi ki: “Ümmü Ammare Uhud’da on iki yerinden yaralandı. Yemame savaşında eli koptu. O gün elinden başka on bir yerinden yaralıydı. Medine’ye geldi. Ebu Bekir (radıyallahu anh) halifeydi, onun halini–hatırını ve Müseyleme tarafından kesilen oğlu Habib b. Zeyd b. Asım’ı sordu. Diğer oğlu Abdullah b. Zeyd el-Meznî’yi de sordu. Bu oğlu Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in abdest alışını rivayet eden sahabidir. Aynı zamanda Müseylemetul Kezzab’ı da o öldürmüştür. Harre günü şehid edilmiştir.

Ömer b. Hattab (radıyallahu anh) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Ümmü Ammare hakkında “Uhud günü sağıma baktım, soluma baktım. Onu önümde sürekli olarak savaşırken gördüm” buyurduğunu rivayet etmiştir.

“İsabe” adlı eserde şöyle geçer: “Ümmü Ammare’ye, oğlu Habib b. Zeyd’in Müseyleme tarafından öldürüldüğü haberi ulaşınca o Müseyleme’yi öldüreceğine ya da bu uğurda öldürüleceğine dair Allah (Subhanehu ve Tealâ)’ya ahdetti. Halid b. Velid komutasında Yemame savaşına katıldı. Yanında oğlu Abdullah da vardı, Müseyleme’yi öldürdü ve bu savaşta eli kesildi.”

İbn Hişam “Ziyade” adlı eserinde Ümmü Sad b. Sad b. Rebia’dan şöyle anlatır: “Ümmü Ammare’nin yanına vardım ve “Ya teyzeciğim bana o günlerden haber ver!” dedim. Ümmü Ammare şöyle dedi: “Uhud günü yanımda su dolu bir kapla Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanına vardım. O an için durum Müslümanlardan yanaydı. Müslümanlar yenilgiye uğrayıp dağılmaya başlayınca Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i korumaya yöneldim ve kendimi savaşın içerisinde buldum. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in üzerine yürüyen müşrikleri kılıçla kovalıyordum. Bazen de yayla ok atıyordum ta ki yaralanıncaya kadar…”

Ümmü Said bintu Sad b. Rebia şöyle demiştir: “Ümmü Ammare’nin omzunda içeriye doğru bir oyuk gördüm. Onu kimin yaptığını sorduğumda İbni Kumeh’in yaptığını söyledi.”

İşte kahraman mücahide Ümmü Ammare!
Gerçekten onun katlandığı sıkıntılara kim katlanabilir? Erkekler dahi Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in etrafından dağılırken o, sabrediyor ve sebat ediyor. Ey değerli kız kardeşim! Ne zaman ki senin örnek aldığın kişi; kahramanlığı, fedakârlığı, atılganlığı, sebat ve sabrıyla Ümmü Ammare olur ise işte o zaman Allah’ın izniyle kurtuldun demektir.

Ümmü Süleym

Ey değerli kız kardeşim! İşte sana güzel bir örnek daha… Kadının fedakârlığını gösteren bir örnek… Kendisini tehlikeye atıyor, savaş meydanına iniyor ve erkeklerle karşı karşıya geliyor. Bunların hepsi İslam’a yardım edebilme aşkı sebebiyledir.

“Ümmü Süleym, Huneyn günü Allah’ın dini için kendini feda ederek savaş meydanına daldı. Yanında sadece bir hançer vardı. Ebu Talha o gün Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e gelerek “Ya Rasulallah! Ümmü Süleym’in yanındaki hançeri görüyor musunuz?” diye sordu. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ümmü Süleym’e yanındaki hançeri ne yapacağını sorunca “Ya Rasulallah! Eğer onlardan birisi bana yaklaşacak olursa ona saplayacağım” diye cevap verdi. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tebessüm etti.”

Safiyye binti Abdulmuttalib

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in halası… Onda öyle kuvvetli bir kalp var ki o kalbin şu an tüm mücahide kadınlarda olmasını ne de çok isteriz. Şayet bir erkeğin arkasında onun gibi bir kadın varsa o erkeğin cihaddan ve cihada katılmaktan geri duracağını hiç zannetmiyorum.

Safiyye binti Abdulmuttalib şöyle demiştir: “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Hendek’e çıkınca kadınlar da sığınmak için “Faria” denilen bir kaleye sığındılar. Onlarla birlikte Hasan b. Sabit de vardı. Yahudilerden bir kişi gizlice geldi ve neredeyse kaleye tırmanacaktı. Hasan b. Sabit’e “Kalk onunla savaş!” dedim. “Eğer bunu yapabilecek güçte olsaydım burada sizinle durmaz, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanında olurdum” dedi. Gerçekten o çok yaşlı birisiydi. Daha sonra endişeyle aşağı indim. Elime bir sopa aldım, onunla vura vura adamı öldürdüm ve başını kestim. Hasan b. Sabit’e adamın başını Yahudilere fırlatmasını istedim, kabul etmedi. Bunun üzerine ben aldım ve onu aşağı attım. Adamın başını gören Yahudiler “Bu durum gösteriyor ki kadınlarının yanında onları koruyan birilerini bırakmışlar” dediler ve dağılıp gittiler.” Böylece Safiyye binti Abdulmuttalib kâfirlerden bir erkeği öldüren ilk kadın olarak tarihe geçmiştir.

Onun erkekleri cihada teşvik etmesi sadece söz ile kalmadı. O sadece cihada katılmayanları değil katılıp da düşmana karşı zafer kazanamayan gazileri de teşvik etti.

Hammad, Hişam yoluyla şöyle rivayet etmiştir:
“Safiyye binti Abdulmuttalib’in Uhud gününde elinde bir ok vardı. Onunla dağılan mücahidlere vuruyordu. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu durumu görünce “Ey kadınların yücesi!” diyerek onu övmüştür.”

Musibete olan sabrı, ona katlanması ve içinde saklamasıyla o, dimdik ayakta duran bir dağ gibidir.

İsabe’de Yunus b. Bukeyr’den şöyle rivayet edilmiştir:
“Hamza şehid edilmişti. Safiyye binti Abdulmuttalib geldi. Kardeşine bakıyordu. Zübeyr onu karşılayıp “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) geri dönmenizi istiyor” deyince Safiyye “Niçin kardeşimin parçalandığı haberi bana verildi? Bu da Allah yolunda oldu. Biz bu yapılandan asla razı olmayız. Sabredeceğim, katlanacağım” diye cevap verdi. Zübeyr durumu Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e haber verince “Onu serbest bırakın!” buyurdu.”

Esma binti Yezid

Muaz b. Cebel’in amcasının kızıdır. “Âlamu-n Nübela” adlı eserde onun hakkında şöyle geçmektedir: “O, biat eden mücahide kadınlardandır. Yermuk günü elindeki sopayla Rumlardan dokuz kişiyi öldürmüştür.”

Ümmü Musa el-Lahmiyye

Onun Allah’ın dinine yaptığı hizmetler sayılamayacak kadar çoktur. Nasır el-Lahmî’nin hanımıdır. Oğulları İbn Nasır Endülüs’ü fethetmiştir.

“İsabe” adlı eserde şöyle geçmektedir:
“O kocasıyla birlikte Yermuk Savaşına katıldı. O gün kâfirlerin kahramanlarından birini öldürdü. Onun eşyalarını ve teçhizatını aldı. Abdulaziz b. Mervan, kendisinden bu olayı anlatmasını istediğinde “Biz bir grup kadınla beraberdik. Ansızın dev gibi bir adam geldi ve müslümanlardan birini sürüklüyordu. Hemen çadırın direğini aldım, ona yaklaştım ve başına vurmaya başladım. Birkaç defa vurunca öldü. Üzerindeki eşyaları almaya başladım. Eşyalarını alma konusunda müslümanlardan bazıları da bana yardımcı oldu” demiştir.”

Değerli kız kardeşim! Mücahid kardeşlerinin ölüm, yaralama veya sürüklemeler arasındaki durumunu kaç defa gördün? Hiçbir gün olsun onlara nasıl yardımcı olabileceğini düşündün mü? Onların başına gelen belaları kaldırmak için neler yapabileceğini araştırdın mı? Ümmü Musa’nın böyle bir manzarayla karşılaştığında ne yaptığını görmüyor musun? Düşün bir kere! Ümmü Musa’nın elinde sadece bir sopa var, düşmanı ise zırhla silahla donatılmış bir asker… Ümmü Musa’yı bu işi yapmaya sürükleyen etken, Allah’ın dinine yardım etme gayretinden başka nedir? Onun gayreti işte bu! Peki, senin dine yardım etme gayretin nerede? Yoksa gayretin seni malını korumaya, oğlunu veya kocanı Allah yolunda cihad etmekten alıkoymaya mı itti?

Ümmü Hakim binti el-Haris

İkrime b. Ebi Cehil’in hanımıdır. O kocasının ölümüne sabretmede çok büyük yücelik gösterdi. Bunların hepsi cihad içindir.

“İsabe” adlı eserde şöyle geçmektedir:
“Kocası İkrime ile birlikte Rumlarla yapılan savaşa çıkmıştı. Kocası bu savaşta şehid oldu. Daha sonra Halid b. Said b. As ile evlenmiştir. Meracus Safer olayı meydana geldiğinde Halid onunla birlikte olmak istedi. Ümmü Hakim de “Şayet gecikecek olursan Allah bu topluluğu hezimete uğratır” dedi. Bunun üzerine Halid “Nefsim bugün öldürüleceğimi söylüyor” deyince Ümmü Hakim “Emrindeyim” dedi ve onunla köprünün yanında gerdeğe girdi. Orası bu olaydan sonra “Ümmü Hakim” köprüsü olarak anıldı. Sonra sabah oldu. Düğün yemeği verildi. Henüz yemeği bitirmemişlerdi ki Rumlar saldırdılar ve savaş başladı. Halid bu savaşta şehid oldu. Ümmü Hakim onu üzerinde süslemeler bulunan kendi elbisesine sardı. O gün Ümmü Hakim de savaştı. Halid’in gerdek için kurduğu çadırın direğiyle Rumlardan yedi kişiyi öldürdü.”

Ümmü Haram

Ey değerli kız kardeşim! Onun hayatı seni cihad sevgisine teşvik eder. Sahabî kadınlarının sevdikleri gibi… Bu örnekte senin için ibretler saklıdır. Bu günün kadınları cihad sevgisinden ve aşkından ne kadar da uzak! Bilakis bu yüce gayeye karşı kızgınlıkları var. Bunun sebebi de iman zayıflığından başka bir şey değil! Şayet Allah ve Rasulü’nün sevgisi her şeyden üstün olsaydı kadınlarımız Ümmü Haram gibi olurlardı.

“İsabe” adlı eserde şöyle geçmektedir:
“Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün Milhân kızı Ümmi Haram’a ya¬kın bir yerde uyudu, sonra gülümseyerek uyandı. Ümmü Haram:
“Seni güldüren nedir ki? dedim. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dedi:
“Ümmetimden bir takım insanlar şu gök deniz üstünde, hükümdarların tahtlarına kuruldukları gibi gemilere binerek deniz harbine giderlerken rüyamda bana gösterildiler de ona güldüm” dedi.
Ümmü Haram: “Beni de o deniz gazilerinden kılması için Allah’a dua ediver” dedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de onun için dua etti. Bundan sonra Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ikinci defa uyudu. Sonra yine gülümseyerek uyandı. Ümmü Haram da O’na: ‘Seni güldüren nedir? ” dedi.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de ona evvelki gibi cevap verdi. (Bu sefer kara ordusunun cihada gittiklerinin kendisine gösterildiğini söyledi.) Ümmü Haram:
“Beni de onlardan kılması için Allah’a dua ediver! ” dedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Sen birincilerdensin” buyurdu.
Sonraları Ümmü Haram, kocası Ubade ibni Sâmit ile beraber Müslümanların Muaviye kumandasında gemilere binip çıktıkları ilk deniz gazasına çıktı. Nihayet o gaziler gazvelerini bitirip Şam’a inmek üzere dönerlerken, Ümmü Haram’a binmesi için bir hayvan getirildi. Hayvan Ümmü Haram’ı yere çarptı. O da bu sebepten öldü.”

İbni Esir dedi ki: “Bu gazve Kıbrıs Gazvesiydi. H.27 yılında Osman (radıyallahu anh)’ın hilafeti sırasında gerçekleştirildi. Oraya defnedildi. Ordunun komutanı Muaviye b. Ebi Süfyan idi.”

Ey değerli kız kardeşim! İşte bu Ümmü Haram! O Medine’de kalmaya razı olmadı. İslamın zirvesine çıkmak için yandı tutuştu. Allah yolunda gazveye çıkanlardan olmak için Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den dua etmesini istedi. Tabii ki bu istek ve arzu, kalbinin Allah ve Rasulünün ve bu yolda cihad etme isteğinin dolup taşmasından kaynaklanıyordu. Allah ona rahmet etsin ve cennetine dâhil etsin.

Esma binti Ebi Bekir

Sabır ve çocuklarını cihada teşvik etmede önder bir kadın… Ebu Bekir (radıyallahu anh)’ın iki kuşak sahibi kızı Esma …

Urve dedi ki: “Ben ve kardeşim Abdullah b. Zübeyr annemiz ölmeden 9-10 gün önce yanına girdik. O acılar içerisindeydi. Abdullah anneme kendisini nasıl hissettiğini sordu. Annem acılar çektiğini söyleyince Abdullah “Ölümde bir afiyet vardır” dedi. Annem “Ölmemi mi istiyorsun? Böyle yapma! Allah’a yemin olsun ki ölmek istemiyorum. Ta ki iki taraftan birine katılacaksın. Ya Haccac’la olan savaşa katılıp öldürüleceksin ve ben seni içime gömeceğim ya da zafer kazanacaksınız, gözüm arkada kalmayacak. Sakın bu yoldan yüz çevirme!” dedi.”

Urve dedi ki: “Bu sözleriyle ancak kardeşimi kast ediyordu. Onun öldürüleceğini ve bundan dolayı da üzüleceğini söylüyordu. Annem o anda yaklaşık yüz yaşındaydı.”

İbni Ömer (radıyallahu anhuma) oğlu Abdullah b. Zübeyir’in öldürülmesinden dolayı Esma (radıyallahu anha)’ya taziyeye geldiğinde onu mescidin bir kenarında gördü, ona doğru yöneldi ve “Bu cesetler önemli değildir. Önemli olan Allah (Subhanehu ve Tealâ) katındaki ruhlardır. Sabırlı ol ve muttaki ol!” dedi.

Esma (radıyallahu anha) “Biliyorum. Yahya b. Zekeriya (aleyhisselam)’ın başı da azgın İsrail oğulları tarafından kesilmişti” dedi.

Subhanallah! Allah’ın Peygamberinin başına gelen musibeti düşünerek kendi başına gelen musibeti hafif gördü. Çünkü Allah (Subhanehu ve Tealâ)’nın dini ona oğlundan daha sevimli geliyordu.

Değerli kız kardeşim! Senin için bir diğer örnek de Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in selametini oğlunun öldürülmesine rağmen her şeyden üstün tutan Sad b. Muaz’ın annesidir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Uhud savaşından Medine’ye dönünce onu karşılamak ve haber almak için Medine’deki herkes önlerine çıktı. Ensar’ın efendisi Sad b. Muaz’ın annesi de vardı. O ata binmişti, oğlu Sad da atının yularını tutuyordu. Sad Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e “İşte annem ya Rasulallah” dedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Merhaba size” dedi. Sad b. Muaz’ın annesi oğlu Amr b. Muaz’ı sordu. Onun şehid edildiğini öğrenince “Sizi sağ salim görmekle musibetim hafifledi” dedi Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ona dua etti ve “Sizlere müjdeler olsun! Sevinin! Ölenlerinizle birlikte hepiniz cennettesiniz. Hiç şüphesiz onlar ailelerinin hepsine şefaat ettiler” buyurdu.

İbn İshak, Sad b. Ebi Vakkas’tan rivayet ederek şöyle dedi: “Dinar kabilesinden bir kadın vardı. Bu kadın Uhud savaşında kocasını, erkek kardeşini ve babasını kaybetmişti. Ona bu durum haber verildiğinde “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in durumu nasıldır?” diye sordu. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in iyi olduğu söylendiğinde ise “Bana onu gösterin! Onu göreyim” dedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile karşılaşınca da “Ya Rasulallah! Senden sonra her bela önemsizdir” dedi.
İşte değerli kardeşim senin için selef kadınlarından bir örnek daha! Onlar sadece sevdiklerine ağlayan günümüz kadınları gibi değillerdi. Onlar din için, din ehlinin başına gelen musibetler için ağlıyorlardı. Günümüzde böyle kadınlar ne kadar da az?

Afra binti Ubeyd b. Salebe

Kocası ve oğlu şehid olunca kendisini ziyaret eden kadınlara “Eğer tebrik etmek, kutlamak için geldiyseniz hoş geldiniz. Yok, eğer başka bir şey için geldiyseniz hemen dönün, gidin! Allah’a yemin olsun ki hayatta kalmayı sadece Allah’a yakınlaştıracak vesileler için seviyorum. Başka bir şey için değil… Umulur ki Allah beni, babamı ve oğlumu cennette birleştirir” demişti.

İşte bu eşsiz kadını Allah (Subhanehu ve Tealâ) hem kendi çağındaki hem de daha sonraki kadınlardan üstün kıldı. Onu çocuklarla rızıklandırdı. Ancak o, çocukları için Allah yolunda cihad etmelerinden başka hiçbir şeyi istemedi.

İbn Kelbî der ki: “Muaz ve Mauz öldürüldü. Anneleri Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e gelerek “Ya Rasulallah! İşte bu Avf b. Haris’in en son oğlu!” diyerek kardeşlerini Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e teklif etti. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kabul etmedi. Afra binti Ubeyd’de diğer kadınlarda bulunmayan bazı özellikler vardı. O Avf b. Haris’ten sonra Bukeyr ile evlenmiştir. Ondan dört çocuğu oldu. İyas, Akîl, Halid ve Amir. Onların hepsi de Bedir’e katıldılar. Haris’ten olan kardeşleri de Bedir’e katıldılar. Böylece Afra binti Ubeyd’in yedi oğlu da Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte Bedir’e katılmış oldu.”

Sen ey erkek çocuk annesi! Kaç oğlun var! Afra’nın yapabildiğini yapabildin mi? Senin bir tek oğlun bir gazveye dahi katıldı mı? O kadar erkek çocukla ve onlara Allah’ın dini için hiçbir hizmet yaptırmamış olarak Allah’ın huzuruna çıkmaya utanmayacak mısın? Bilakis çocuğunun yoluna bizzat sen engel oluyorsun. Selef kadınlarında senin için hiçbir ibret ve öğüt yok mu?

Subhanallah! Eğer bugün kadınlarımızın hepsi Afra (radıyallahu anha) gibi olsa, cihaddan hiç kimse geri kalmaz, gruplar halinde cihada çıkarlardı.

Hansa binti Amr

“Tabakatüs Şafiye” adlı eserde şöyle geçmektedir:

“Amr b. Seleme’nin kızı Hansa Kadisiye savaşına katıldı. Yanında dört oğlu da vardı. Oğullarına öğüt verdi, vaaz ve nasihatte bulundu, savaşa teşvik etti ve kaçmamalarını sıkı sıkıya tembihledi. Onun nasihatleri arasında şunlar da vardı:
“Sizler isteyerek müslüman oldunuz ve isteğiniz üzere hicret ettiniz. Hepiniz bir babanın evlatlarısınız. Babanız hiçbir zaman ayıplanmadı, kötülenmedi. Aynı şekilde dayılarınız da… Biliyorsunuz ki kâfirlerle yapacağınız cihad için Allah (Subhanehu ve Tealâ) sizlere bir çok sevaplar hazırlamıştır.
Biliniz ki ebedi hayat, geçici dünya hayatından daha hayırlıdır. Yarın ölmeden sabahlarsanız, hemen düşmanınızla savaşmaya koşun! Allah düşmanlarına karşı size yardım edecektir. Savaşın çok şiddetli olduğunu görürseniz hemen içine atılın! Asla geri durmayın! Küfrün önderleriyle mücadele edin! Onları kırın geçirin! Ganimetle zafer bulur, ebedi kalınacak yerde ikram ve ihsanlara nail olursunuz.”

Çocukları da onun nasihatini kabul ettiler. Sabah olup ortalık aydınlanınca savaşın tam merkezinde erkenden yerlerini aldılar. Birbirleri ardınca şehid edildiler. Onlar kasideler söyleyerek şehid oldular.

Oğullarının durumu Hansa’ya ulaştığında “Onların öldürülmesi ile beni şereflendiren Allah’a hamd olsun! Allah’tan beni onlarla rahmetinin devamlı olduğu yerde birleştirmesini temenni ederim” dedi.

Ömer b. Hattab, her çocuğunun erzağını Hansa’ya verdi. Yaklaşık olarak her biri için iki yüz dirhem kadardı.

Ey değerli kız kardeşim! İşte sana selef kadınlarından örnekler. Dikkat ettiysen sana onların bir tek yönünü, Allah yolunda cihadlarını ve cihada teşvik etmelerini anlattık. Yoksa onların ibadetlerini, ilimlerini, Allah’a karşı olan takvalarını, sadakalarını ve diğer salih amellerini hiç anlatmadık. Onların diğer salih amellerini de anlatırsak artık sözün ne kadar uzayacağını sen düşün!

Ey değerli Kız kardeşim! Senden istediklerimiz özet olarak şunlardır:
Sana yazmış olduğumuz risalenin sonuna geldik. Sana veda etmeden önce senden istenilenleri son olarak hatırlatmak istiyoruz. Cihada karşı istek ve arzunu uyandırması için selef kadınlarından pek çok rivayetler getirdik. Bunların içerisinde kadının rolünü ve İslam’a yardım etmek amacıyla yaptıkları mücadeleyi gördün. Biz senden savaş meydanına girmeni istemiyoruz. Çünkü onda zorluk ve fitne vardır. Bununla birlikte biz senden selef kadınlarına uymanı bekliyoruz. Cihada teşvik etmeni, onun için hazırlık yapmanı, İslam’ın muzaffer olması için elinden geleni yapmanı istiyoruz. Selef kadınları bunları başarıyla yerine getirdiler. Sen de bunu başarabilirsin.

Şayet sen dininde alçaklığa ve rezilliğe kendin ve ümmetin adına razı olursan biz senin için bir şey yapmaya kâdir değiliz. Fakat biz seni Allah (Subhanehu ve Tealâ)’nın gazabına karşı uyarıyoruz ve diyoruz ki: Allah’tan kork! Sakın ama sakın erkeklerin savaşa çıkmalarının önünde engel olma! Senden ilk olarak istenilen şey; erkekler savaşa çıkacakları zaman kötü bir şey söylememen ve buna razı olmandır. İster oğlun, ister kocan, ister kardeşin olsun Allah yolunda cihada çıkan birisine engel olmandan Allah (Subhanehu ve Tealâ) asla razı olmaz! Bunu asla unutma! Senin onları cihaddan soğutmaya, ağırlaştırmaya veya engellemeye hiç ama hiç hakkın yok.

Belki de sen benim bu sözlerime şaşırıyor, hayret içinde kalıyorsun ve “Annenin nasıl hakkı olmaz? Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e bir kişi cihad etmek için geldiğinde Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Anne babasının olup olmadığını sordu. Adam her ikisinin de sağ olduğunu söyleyince Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) her ikisi için çalışmasını buyurdu” diyorsun. Sana cevap olarak şöyle söyleyebilirim:
Bunun gibi olan veya yakın manaya gelen hadisler pek çoktur. Fakat bunlarla muarız (çatışan) hadisler de çoktur. Böyle olunca her iki tür hadisle de amel etmek, her ikisine de uymak gerekir. Muarız gibi görünen bu hadislerin her ikisiyle de amel edebilmek için İbni Hacer’in hadise yaptığı şerhe kulak vermemiz gerekir.

İbni Hacer Fethul Bari’de şöyle demiştir:
“Bu hadisten daha açık olan Ebu Davud’un Ebu Said’den rivayet ettiği hadistir ve lafzı “Dön! Her ikisinden de izin iste! Sana izin verirlerse cihad et! Yoksa her ikisine de iyilikte bulun!” şeklindedir. İbn Hibban sahih olduğunu söylemiştir. Alimlerin cumhuru bu konuda “Anne baba veya onlardan birisi müslüman olması şartıyla cihada izin vermezlerse onların cihada gitmeleri haram olur. Çünkü anne babaya iyilik yapmak farz-ı ayndır. Cihat ise farzı kifayedir. Ancak cihad farzı ayn olduğu zamanlarda izne gerek yoktur” demişlerdir.

Ey Anneler! Günümüzde cihad farzı ayndır. Allah’a karşı gelme noktasında yaratılmışlara itaat edilmez. Başkalarının sözlerine uyarak Allah’a isyan etmek yasaktır.

İmam Kurtubi der ki:
“Öyle bir durum olur ki herkesin savaşa gitmesi farz olur. Bu da cihadın farzı ayn olduğu zamanlardadır. Düşmanın memleketin bir bölümünü ele geçirmesiyle veya bir bölümünün topraklarına girmesiyle… Bu şekilde olursa oradaki herkesin üzerine cihad farzı ayn olur. Bütün herkes, silahlı, silahsız, genç ve ihtiyar kendi gücü nispetinde savaşa çıkacak ve orduya yardım edecektir. Anne babası olan da olmayan da cihada çıkacak. Cihada çıkma imkanı olan hiç kimsenin cihattan geri kalması mümkün değildir. Şayet o bölgenin ahalisinin düşmana karşı koymaya gücü yetmiyorsa o bölgeye en yakın olan bölgedeki müslümanların düşmana karşı kardeşlerine yardım etmeleri gerekir. Öyle ki düşman müslümanların gücünü anlasın. Yine düşmanlarına karşı zayıf kalan Müslümanlara tüm Müslümanların yardım etmesi gerekir. Çünkü tüm müslümanlar kendilerinden olmayanlara karşı bir olmak zorundadırlar. İşgal edilen bölgenin halkı, düşmanı işgal edilen topraklardan çıkarırsa diğer bölgelerdeki müslümanların üzerinden aynî vacibiyet kalkar.”

Ey anne! Bana cevap ver! Filistin… Düşman orayı istila etmiş ve ne yakından ne de uzaktan hiç kimsenin onu oradan çıkarmaya gücü yetmiyor. Bu durumda acaba cihad hala farz-ı kifaye mi olur? İşte Endülüs (İspanya)… Düşman orayı asırlar öncesinden işgal etmiş. Çeçenistan, Keşmir, Filipin, Eritre ve diğer İslam topraklarının hepsinin durumu da aynı. Düşman oraları işgal etti ve dinin eserlerini tamamen ortadan kaldırdı. Müslümanları zelil ettiler. Durum bizlere kadar ulaştı. Haçlıların hamlelerini, saldırılarını görüyoruz. Afganistan’a yeniden saldırdılar. Ey anne! Hala cihad farz-ı kifayedir diyebilir miyiz?

İbni Kudame dedi ki: “Ne zaman cihad farz-ı ayn olursa anne babanın izninin alınmasına gerek yoktur. Çünkü cihad herkese farzdır. Farz olan hac gibi… Diğer tüm farzlar da böyledir. Farzları terk etmede anne babaya itaat edilmez. Allah’a isyanda yaratılmışa itaat yoktur. Aynı şekilde farz olan ilmi öğrenmek için hicret etmek de böyledir. Kendi memleketinde sana farz olan ilmi öğrenmeye imkanın yoksa o ilmi öğreneceğin yere gitmek farz-ı ayndır.”

Ey değerli kız kardeşim! Son olarak tekrar ediyor ve hatırlatıyorum ki senin erkekleri cihaddan engellemen hiçbir durumda caiz değildir. Ancak onların cihada katılmaları seni ve çocuklarını helake sürükleyecek ise başka… Ama bunun dışında onları engellemen, Allah’ın yoluna engel olmanın değişik bir şeklidir. Allah (Subhanehu ve Tealâ)’nın kafirler için buyurduğu şu sözlerden sana da bir nasip ulaşır:

“Dünya hayatını ahirete tercih edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve onun eğriliğini isteyenler var ya, işte onlar (haktan) uzak bir sapıklık içindedirler.” (14 İbrahim/3)

Allah’tan kork! Sürekli olarak O’nu düşün! Allah (Subhanehu ve Tealâ)’nın huzurunda duracağın ve yolundan niçin alıkoyduğunu soracağı günden kork! O zaman ne söyleyeceksin? Dünya senin dininden daha iyiydi, daha önemliydi mi diyeceksin?

Ey İslam Ümmetinin kadınları! Saliha kadınların yolundan gitmekten yüz çevirmeyin ve Rabbinize asi olmayın! Ümmeti çökertmek ve ahlakı bozmak isteyen düşmanlara alet olmayın! Açılıp saçılarak, kötülükler yaparak veya gaflet içerisinde bulunarak onlara alet olmayın! Biz sizlerden hayır, iyilik ve güzellik bekliyoruz.
Allah (Subhanehu ve Tealâ)’dan ümmeti facirlerin şerrinden korumasını isteriz. Bizimle değil kendi kendileriyle uğraşmalarını dileriz. Allah her şeye kadirdir.

Velhamdulillahi Rabbil Alemîn…

BU HABERLER DE VAR!

Ümmetin Usameler Yetiştirecek Annelere İhtiyacı Var!

Esselamu aleykum kardeşlerim. Ümmetin kadınlarının sosyal medyada “cihatçılık” oynamasından ve cihadın edebiyatını yapmaktan daha önemli …

Fitneler ve Gariplerin Hali

Zeynu-d Dîn Ebi-l Ferec ibni Receb el-Hanbelî rahimehullah dedi ki:”Saptırıcı Hevâlar ve Şüpheler Fitnesine gelince; …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir