Perşembe, 27 Temmuz 2017

Neslin Terbiyesi

neslin

Neslin terbiye ve ıslahı, Allah yolundaki cihad cümlesindendir. Neslin terbiye ve ıslahının terk edilişi, cihadın terk edilişi manasına gelmektedir. Terk edilen ve bilhassa Müslümanlara çok pahalıya mal olan hususlardan biri; hatta birincisi neslin terbiyesi ve ıslahı meselesidir. Diğer bir tabirle İslâm’ın iyi gördüğü şeyleri emretmek ve kötü gördüğü şeyleri yasaklamak manasına gelen ‘emr-i bil-ma’ruf nehy-i ani’l-münker’ meselesidir. Terbiye ve ıslah meselesi bu kadar mühim ve lüzumlu olduğu halde asrımızda özellikle son senelerde bazı çevreler ıslah ve terbiyenin ihmaliyle yetinmemiş; neslin bozulması için akıl almaz tavırlar içine girmiş ve hayret edilecek bir tarzda meşru olan şeyleri yasaklamaya ve haram olan şeyleri cebren yaptırmaya çalışmışlardır. Genelde İslâm coğrafyasında özelde ise ülkemizde neslin terbiye ve ıslahının terk edilmesi neticesinde akıl ile izah edilemeyecek fitne ve fesatlar ortalığı kasıp kavurmuştur. Acı da olsa şu bir gerçektir: Asrımızda insanoğlu kendi nesline ihanet etmektedir. Başka bir ifadeyle kendi fıtratına karşı savaşıyor. Çünkü insan fıtratı, neslinin devamını, zürriyetinin sürekliliğini ister ve kendisinin devamını çocuğunda görür. Bu devamlılık sadece fiziki boyutuyla değil, aynı zamanda mânevî ve kültürel boyutuyladır. İnsanların “hayırlı ” ve nebilerin “iyi zürriyet” talebi bu yüzdendir. Yani hayırlı bir nesil yetiştirmek, aynı zamanda fıtratımızın bir muktezasıdır.

Neslin terbiyesi, Peygamberlerin mesleğidir. Kur’ân-ı Kerim’e baktığımızda Hz. Zekeriyya (a.s.)’ın Allah’tan temiz bir soy ve hayırlı evlâd talebinde bulunduğu ve Allahû Teâla’nın kendisini Yahyâ peygamber ile müjdelediği anlatılmaktadır.(1) Hz. İbrahim (a.s.) önce “gulâm-ı alîm” (bilgin bir çocuk) sıfatıyla İshak (a.s.) ile müjdelenmiş;(2) bir başka seferinde de “gulâm-ı halîm” (yumuşak huylu bir çocuk) sıfatıyla İsmail peygamber ile müjdelenmiştir.(3) Hz. İbrahim, hayırlı evlâd nimetine mahzar olmasının ardından; “Kocamış iken bana İsmail ve İshâk’ı veren Allah’a hamdolsun. Doğrusu Rabbim, duaları işitendir. Rabbim beni ve çocuklarımı namaz kılanlardan eyle. Rabbimiz dualarımızı kabul buyur”(4) diye ilticâ etti. Böylece zürriyetinin devamı olan çocuklarının kulluk bilincinde; Rablerini tanıyan mü’min kişiler ve hayırlı evlâd olmasını diledi. İbrahim ve İsmail peygamberlerin müşterek olarak yaptıkları duâda da aynı motifler dikkat çekmektedir: “Rabbimiz, ikimizi de sana teslim olanlardan kıl. Soyumuzdan sana teslim olan bir ümmet yetiştir.”(5) Hayırlı evlâdın, insanın ecrini artıracağını ve bereketlendireceğini şu Âyet-i Kerime ne güzel ifade etmektedir: “İnanan, soyları da inançta kendilerine tâbi olan kimselere soylarını da katarız. Onların işlediklerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes inancına bağlıdır.”(6) Allahû Teâla, kendisinden göz aydınlığı olacak eş ve çocuklar istememiz konusunda bize şöyle bir duâ talim ediyor ve buyuruyor ki: “Bize, eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan et. Bizi takvâ ehline önder yap!”(7) Bu dünyada mutluluk takvâ ehlinden olabilmektir; şeref ise takvâ ehline önder olabilecek bir kalbî kıvama ermektedir. Kur’ân-ı Kerim, hayırlı evlad olması istenen yavruya kazandırılması istenen kulluk bilinci ile sosyal kimliği Lokmân (a.s.)’ın oğluna nasîhatinde şöyle özetlemektedir:

“Evladım namazını hakkıyla eda et, iyiliği yay! Kötülüğü de önlemeye çalış ve başına gelen sıkıntılara sabret! Çünkü bunlar azim ve kararlılık gerektiren işlerdendir. Kibirli davranarak insanlara yüzünü eğme! Yerde yürürken çalımlı çalımlı yürüme. Çünkü Allah kibirle kasılan ve öğünüp duran kimseleri sevmez.” (8)

Neslin terbiyesi, evladü iyalin Sâlih olarak yetiştirilmesidir. Allah Rasûlü insanların hayır ve bereketinin üç şeyde olduğunu ifâde buyurmuşlardır: “İnsanoğlu ölünce amel defteri kapanır. Üç şey sebebiyle amel defteri açık kalır: Sadaka-i câriye, yararlanılan ilim ve hayırlı/ sâlih evlâd.”(9) Dikkat edilirse, “Sâlih evlad” miras bırakacağımız ilim kadar önemlidir.

Neslin terbiyesinden murad; “Sâlih evlad” yetiştirmektir. “Sâlih evlad”, İslâm kültürünün bir terimidir. İnsan neslinde ulaşılması gereken bir hedefi belirtir. “Dünya ve ahiret açısından iyiliklerle donanmış” kişiliğin ifadesidir. Kur’ân, Allah’tan talep edilen evlad profilini “göz aydınlığı, takva sahiplerine önder” ifadesiyle bildiriyor. Bu nedenle “Sâlih evlad”ın örnek bir Müslüman kişiliğinin ifadesi olduğunu düşünebiliriz. Neslin ilk terbiye mektebi, hiç şüphesiz muvahhid ailedir. Aile hayatı, perdesiz, savunmasız bir hayattır. Bu, şu demektir ki, gözaltında yaşar anne – baba. Her davranışı gözaltındadır. O yüzden bir şuur yüklemediği davranışlarından bile örnek alındığını bilmek zorundadır. Ve o yüzden alelâde davranışlarının bile insiyaki olarak, kendiliğinden güzelleşmesini sağlayacak bir süzülmüşlük içinde olmalıdırlar. Yani güzellik tabii hâl hâline gelmiş olmalıdır. Bu, güzelliğin ailenin dokularına sinmiş olmasıyla mümkündür. Orada da ana mimar anne – babadır.

Neslin terbiyesi konusunda örnek alınacak devre, peygamber devresidir. Tarihin en şerefli devresi de şüphesiz Allah Rasûlü’nün (s.a.v) yaşadığı devredir. Ondan sonra ashâbının, onun peşinden tabiîn devresi gelir. Bu devreler, gerçek bir kültür hazinesi ile doludur. Doğrusu hiçbir millete nasip olmayacak güzellikte de kayıtlara geçirilmiş, emek verilmiş ve korunmuştur. Hayatınıza yön vermek istiyorsanız bu hazînelere mürâcâat edeceksiniz. Azim, şevk tazelemek istiyorsanız, o günlerin havasını teneffüs edeceksiniz. Gönül yumuşatmak, manevi haz almak istiyorsanız o günlere döneceksiniz. Kaybolan güzel hasletlerin aslını ve sâfiyetle dolu olanını bulmak istiyorsanız yolunuz oraya düşmelidir.

İlim, irfan, sadâkât, cesâret, iştiyâk, adâlet, fedâkârlık.. örnekleri görmek istiyorsanız bu hazîneyi karıştıracaksınız. Kısaca Allah Rasûlü’nün (s.a.v) ahlâkıyla ahlâklanmak, onun irşâdından pay almak istiyorsanız bu hâzineye baş vuracaksınız. Çok şeyler bulacaksınız. “Cilül Kur’ân” dediğimiz Kur’ân nesli bu devrede yetişti.

Annesinden doğan her çocuk İslâm içindir. İslâm dini, çocukların doğuştan suçlu olduğunu kabul etmez. Tam tersine, yaratılışta asıl olan temizliktir, iyiliktir, mâsumluktur. “Berâat-i zimmet asıldır” düstûru esastır. İslâm’da, Hıristiyanlarda olduğu gibi doğuştan getirilen bir “aslî günah” anlayışı yoktur. Aksine her insan herkeste müşterek olan ortak bir “fıtrat” (kabiliyetler mecmuası) üzere yaratılır. Çevrenin telkîn ve terbiyesiyle, farklı dinlere inançlara yönelir iyi veya kötü olur. Şu hâlde, İslâm’a göre iyilik veya kötülük tamamen çevreye bağlı, sonradan kazanılan bir vâkıâdır. Bu bir terbiye işidir. Bu sebeple İslâm terbiyeye çok ehemmiyet vermiştir.

Neslimize Peygamber Efendimiz (sav)’in tamamlayıp miras bıraktığı “Mekârimu’l Ahlâk” ı kazandırmak, aslî vazifelerimizdendir. Bir Hadist-i Şerif’te Hz.Peygamber aleyhissalâtu vesselâm; “Bir baba evlâdına güzel ahlâk kadar kıymetli bir şey (mal-mülk vs.) veremez”(10) buyurmuştur. Müslüman kalmak istiyorsak behemehâl neslimizi imanla, İslâm’la, ihsânla terbiye edip yetiştirmeliyiz.

Nesil saksıda değil, hayatın içinde din ile yetiştirilir. Hayata dinimiz İslâm’ı hâkim kılmazsak, dinimizin hâkim olduğu bir atmosfer oluşturmazsak, neslimizi kaybetmek mecburiyetinde kalırız. Cemiyetlerin istikballerinin teminatı, geleceklerinin garantisi kalpleri Allah ve Peygamber sevgisi ile çarpan muvahhid nesiller ve hayırlı evlâd yetiştirmeye bağlıdır. Her meseleye kâmil bir yaklaşım tarzıyla çözüm üreten İslâmiyet, hayırlı evlâd yetiştirme konusunu da mukaddes umdeler arasına almıştır. Allahû Teâla buyurur ki: “Ey iman edenler nefislerinizi, eşlerinizi ve çocuklarınızı yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem azabından koruyunuz.”(11) Evleviyât olarak kendisini, sonra ailesini cehennemlik akîdelerden ve davranışlardan korumaya çalışmayan aile reislerinde hayır yoktur. Bakınız bu âyet-i Kerime’nin nüzûlündan sonra Hz. Ömer: “Ya Rasulallah! Kendimizi, Allah ve Rasülünün emirlerine itaat ederek cehennem azabından koruyabileceğimizi biliyoruz. Ancak eşlerimizi ve çocuklarımızı nasıl koruyacağımızı bilemiyoruz?” diye sordu. Allah Rasülü buyurdu ki: “Allah’ın emirlerini onlara emreder ve yasaklarından onları sakındırırsanız, bu tavrınız onlar için cehennemden korunma vesilesi olur.”(12)

Müslüman babalar-analar, kendi evladlarının muallimleridir. Ana-baba, çocukları için canlı bir kitap gibi ahlâk kurallarını uygulayan en güzel örnektir. Nitekim Allahû Teâla buyuruyor; “Ailene namaz kılmalarını emret. Kendin de namaza devam et.”(13) Allah Rasûlü’nün şahsında bütün ümmete yönelik olan bu emr-i ilâhîde Allahû Teâla hazretleri hayırlı evlâd yetiştirmenin onlara örnek/önder olmaktan ve onlara zaman ayırmaktan geçtiğine işaret etmektedir. Nitekim Allah Rasûlü bu ayetin nüzûlünden sonra bir ay süreyle kızı Fatıma’nın evine her sabah uğramış ve “haydi namaza” diye seslenmiştir. Çünkü herkes idaresi altındakilerden sorumludur.(14) Onun faziletinden, diyanetinden ve terbiyesinden mesuldür.

Bugün yaşadığımız İslâm’ı bizden önceki Müslümanlar bize ulaştırıp öğrettiler. Bizden sonrakilerin yaşayacakları İslâm’ı biz kendilerine ulaştırıp öğreteceğiz. Şayet bu hususta taammüden/kasden ihmalkâr davranırsak, kendisinden mesul olduğumuz nesle ihanet etmekle beraber aynı zamanda dinimiz İslâm’a da ihanet etmiş olacağız. Dolayısıyla neslin terbiyesi, biz Müslümanlar için bir hayat memat meselesidir.

Mustafa Çelik/Misak Yayınları

(1) bk. Al-i İmran Sûresi/38-39; Meryem Sûresi/ 7-11

(2) bk. el-Hicr Sûresi/52-53

(3) bk. es-Saffat Sûresi/99-101

(4) İbrahim Sûresi/37-40

(5) el-Bakara Sûresi/128

(6) et-Tur Sûresi/21

(7) el-Furkan Sûresi/74

(8) Lokman Sûresi/15-19

(9) Sünen-i Tirmizî, Ahkâm, 36; Sahih-i Müslim, Vasiyyet, 25; Sünen-i Ebû Dâvud, Vesâyâ,17

(10) Mişkâtü’l- mesâbih, Hadis No:4977

(11) et-Tahrim Sûresi/8

(12) Hak Dini Kur’ân Dili (M. Hamdi Yazır), VII, 5122 vd. İst/ 1971

(13) Tâhâ Sûresi/32

(14) bk.Sahih-i Buharî,Cuma,11, nikah, 81, Müslim, İmâre,20; Ebû Dâvud, İmâre,1; Tirmizî, Cihâd,27; İbn Hanbel, II, 45

BU HABERLER DE VAR!

Evlilikte Dikkat Edilmesi Gereken İlkeler

Üzerinde düşünülmesi ve tefekkür edilmesi gereken ayetlerden birisi de Allah (subhanehu ve teâlâ)’nın şu buyruğudur. …

41 Madde de Müslüman Bir Erkek Eşinden Ne İster ?

41 Madde de Müslüman Bir Erkek Eşinden Ne İster ? 1) Kendisiyle nikâhlanmanız, İslami açıdan …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir