Perşembe, 14 Aralık 2017

Yaşayan Şehid; Talha Bin Ubeydullah ( Radıyallahu Anhu )

“Yeryüzünde yaşayan bir şehid görmek isteyen, Talha b. Ubeydullah’a baksın!!!”

(Tirmizi, 3739; Hakim, el-Müstedrek, c.3, s. 424)

Hz. Ömer, hilafet günlerinde ara sıra o gün hayatta kalan sahabilerle ve sonradan o halkaya dahil olmuş ileri gelen Müslümanlarla oturur, sohbet eder, onların ufuklarını açacak konuşmalar yapardı. İşte böyle bir günde Hz. Ömer (ra) yanındaki insanlara dedi ki : “Haydi temennide bulunun! Kim ne olmasını istiyorsa, kimin aklında güzel bir sevdası, fikri, hedefi varsa söylesin.”

Bir müddet sessizlikten sonra, biri ayağa kalktı, ve şöyle dedi:

“Ey Emire’l-Muminin! Ben temenni ediyorum ki: Şu oda dolusu kadar altınım, gümüşüm, incim ve yakutum olsa ve onların hepsini Allah yolunda harcasam, harcasam da Allah yolunda vermenin, o güzelliğini yüreğimin ta derinliğinde hissetsem.

Hz. Ömer(ra):

“Ceyit, ceyit/ güzel, güzel.” Dedi.

Ama sorusunu yeniden tekrarladı.

“Başka temennisi olan var mı?” dedi, biri daha kalktı ve;

“Ey emirel mü’minin ben de temenni ederim ki şu oda dolası kadar atım olsa onları İslam’ın mücahidlerine versem. Versem de o mücahidler benim atlarımı Allah yolunda koştursunlar. Ben de onları seyrederek, yaptığım o işin hazzını yüreğimde hissetsem.” Hz Ömer’in ağzından çıkan yine aynı söz oldu:

“Ceyyit, ceyyit/güzel, güzel.” Dedi. Hz Ömer söylenen temennilerden memnun olmuştur ama duymak istediği bambaşka bi şeydir. İçlerinden biri ayağa kalkarak dedi ki:

“Ey emirel mü’minin! Biz temennilerimiz söyledik. Şimdi de sen söyle biz de senin temennini duyalım.” Hz Ömer ra ayağa kalktı ve gür sedasıyla hem o günün insanına hem bugünün insanına işin en önemli kısmının ne olduğunu öğretircesine şunu buyurdu:

“Ben Allah’tan şunu temenni ederim ki, bu oda dolusu kadar Ebu Ubeyde bin Cerrah’ım, Muaz bin Cebel’im, Ebu Huzeyfe’nin mevlası Salim’im gibi adamlarım olsun. Onlarla Allah’ın kelimesi, i’la-i kelimetullahı buralardan ötelere taşıyabileyim.”

Talha bin Ubeydullah’ın şahsiyetinde bir hususiyetin öne çıktığını, diğer tüm özelliklere galabe çaldığını görürüz. Hz Talha’nın ra hayat defterinin, şahsiyetinin anahtar kavramı “cömertliktir”.

O, Talhatu’l-Feyyad ‘dır; yani feyzi ve bereketi sürekli ve çok olandır.

O, Talhatu’l-Hayr’dır; hayrı, insanlara faydası en fazla olandır.

O, Talhatu’l-Cud ve Talhatu’l-Cevvad’dır;yani cömerttir, merttir. Keremi ve ihsanı çok olandır.

Rasulullah (asm) bir gün ashabıyla oturmuşken onlara şöyle bir misal anlattı. “Cömert ile cimri adamın misali, zırh giymiş iki adamın misali gibidir. Cömert adam kendinden istenilince verir, bazen istenmeden verir. O verdikçe üzerindeki zırh genişler, genişledikçe o zırh hem onu rahat ettirir, hem de onu her türlü tehlikeye karşı korur.Cimri adam da zırh giyinmiştir ama o istenilince vermez, kendiliğinden hiç vermez. Vermediği için de korkak bir hayat sahibi olur. Korktukça kabuğuna çekilir, büzüldükçe zırhı daralmaya başlar. Öyle bir hale gelir o korunmak için giyindiği zırh, ona en büyük azabı ve acıyı verir hale dönüşür.” (Buhari, Zekat, 28; Muslim, Zekat,75)

Rasulullah (asm) cömertliği tavsiye ediyor, cimrilikten ise sakındırıyordu. Bizler de inşaallah cimrileşen kapitalist dünyanın hepimizi nemelazımcılık, bencillik, hodgamlık ile benliğimizi kuşattığı/sardığı bugünlerde cömertlikte zirve olan o altın silsilenin güzel halkası Talhatu’l-Hayr ile cömertliği yeniden öğrenecek ve biz de o güzide insan gibi vermenin mutluluğuna ereceğiz.

Talha’nın şahsında eşyanın değerini/konumunu öğrenecek; eşyayı sırtımızda bir yük değil, altımızda bir Burak etmenin yollarını arayacağız. Eşyaya mahkum değil hakim olacak, hepsine olması gerektiği kadar değer vermenin yollarını keşfedeceğiz.

Talha, akasya ağacı demekti. Akasya ağacı çok bereketli bir ağaçtır. Bu ağacın kabuklarındaki tanelerden, zamkından, yaprağından, çiçeğinden hatta bazı türlerinin meyvelerinden istifade edilir. Yani akasya ağacı, oldukça cömert ve kerim bir ağaçtır. İşte cömert bir ağacın ismi, şahsiyetinin anahtarı cömertlik olan yiğit bir insanın ismi olacaktı. Talha ismi ile müsemma olacak ve aynen bir akasya ağacı gibi kabuğundan, yaprağından, çiçeğinde, zamkından, meyvelerinde yani neyi varsa her şeyinden başkalarını nasiplendirecektir.

Talha bir akasya ağacı idi. O önce malını verdi, terini/emeğini verdi, vücudunu Muhammed’e (sas) kalkan etti ve sonunda da Cemel’de zalim bir mızrağa canını verdi.

Talha’nın iman öncesi ticaret hayatında imanın izlerini gösteren iki temel hususiyeti; sıdk ve semahattır.. Yani güvenilirlik ve kolaylık.

Başta daha varlık alemi risalet ile tanışmadan ileride risalet davasının yiğitleri olacak bir avuç tüccar birbirlerinden habersiz bu güzel hasletleri hayatlarında temsil ediyorlardı. Başta nübüvvet güneşi Muhammed (sas) olmak üzere yakın arkadaşı Ebubekir, Abdurrahman bin Avf, Osman bin Affan ve tabiki genç yaşına rağmen Talha. Bu isimler karanlık çağın pisliklerine bulaşmadan temiz kalabilmiş, vicdan sahibi tüccarlarından bir kaçıydı. Hepsinin de genel ahlakı sıdk ve semahattı. Bu ruhlar temiz ruhlardı. Temiz temize, tahir tahire yakışırdı.

Yıllar miladi 610 yılının Ramazan ayını gösteriyordu. Yıllardır hasretle beklenen İsa aleyhisselamdan bu yana kapanan gök sofrası yeniden oldukça cömert bir şekilde , insanoğlunun üzerine açılmış ve semanın emini olan Cibril, arzın emini olan Muhammed (sas) ile buluşmuştu.

O’nun vahiy ikliminde ölümsüz mesajlarına icabet ederek, iman halkasına ilk giren Haticesi olmuştu. onu 10 yaşındaki yeğeni Ali, ardından 38 yaşındaki yakın dostu Ebubekir takip etmiştir. Rasulullah’ın (sas) 16 yaşındaki hala oğlu Zübeyr’in de iman şerbetini içmesiyle, küçücük bir iman halkası oluşmuştur.

Hz. Talha O günlerde ticaret maksadıyla Busra’daydı. Bir aralık tüccarlara bağıran bir rahibi gördü. Rahip diyordu ki “Ey tüccarlar topluluğu! İçinizden haremli, Mekkeli kimse var mı?” Talha ben varım deyince rahip ona doğru yaklaştı. Mekkeli birini karşısında görmenin heyecanı ile rahip: “Ey genç! Ahmed zuhur etti mi?” diye sordu. Ahmed, Hz. İsa’nın gelmesini müjdelediği son peygamber, karanlık olan çağı aydınlatacak son nübüvvet güneşiydi. Ama Talha böyle birinde habersizdi. Onların Ahmed dediğine, Mekke Muhammed diyordu.

Talha o gün için rahibe olumlu bir cevap veremedi. Ama rahip orada Talha’nın yüreğine imanın tohumunu serpmişti. Rahip dedi ki : “Bugünler, Ahmed’in dünyaya risalet vazifesiyle geleceği günlerdir. Bugünler nübüvvet güneşinin doğacağı günlerdir. Bugünler batıl her ateşin sönüp, hak ve hakikat güneşinin doğacağı günlerdir. Bugünler risalet davasının Mekke’de ortaya çıkıp, orada kendine yer bulamayıp, hurması ve suyu bol bir beldeye gideceği günlerdir.” Rahip en son Talha’ya şöyle dedi: “Ey genç sakın O’nu kaçırma! Sakın bu fırsatı, yani onunla birlikte olma, ona dost olma, yoluna yoldaş olma, sırrına sırdaş olma, canına canan olma fırsatını kaçırma. Sakın ayağına kadar gelen bu fırsatı kaçırma.” (İbn-i Hacer el-İsabe)

Talha Mekke’ye döndüğünde, Rasulullah’ın (sas) getirdiklerine inandığını duyduğu Ebu Bekir’i aramaya başladı. Ebu Bekir’i bulması çok da zor olmadı, Ebu Bekir o günlerde iman davasına adeta ana ve baba olmuş, imana evlat kazandırma adına temiz ruhlu insanları aramaya başlamıştı. Önce Talha başladı konuşmaya : “Söyle ey amcamın oğlu. Muhammed ne diyor?” Ebu Bekir başladı anlatmaya. Talha da ona rahiple olan konuşmasını anlattı. Ebu Bekir onu dinledikten sonra “Rasulullah’a(sas) götüreyim, aklından geçen sorulara o cevap versin.” Dedi. Beraberce Rasulullah’ın (sas) evine yürümeye başladılar.

Bu yürüyüş öyle bir yürüyüştü ki, Talha’nın hem ahretini hem de dünyasını değiştirecekti.

Bu yürüyüş Muhammed’e (sas) doğru bir yürüyüştü. Muhammed’e yürüyenler kurtulurdu. Muhammed’e yürüyenler canlarını, mallarını O’nun davası uğrunda feda ederlerdi.

Muhammed’e yürüyenler ne varsa onları arkalarında bırakırlardı.

İşte şimdi Talha da bunun için ölene kadar terk etmeyeceği huzuru risalete doğru yürüyordu.

Mesut bin Hıraş Hz. Talha’nın Mekke’deki günlerinde iman yolundaki sadakatını şöyle anlatır:

“Ben Safa ile Merve arasında dolaşırken kalabalık bir grup insanın, bana doğru geldiklerin gördüm. Kenara çekildim ve gelenlerin kimler olduklarını görmek için beklemeye başladım. Baktım ki en önde elleri boynuna bağlanmış bir genç ve arkasında ellerindeki kamçılarla o gence vuran adamlar var. En arkada ise yaşlı bir kadın, o da eli kamçılı adamlara sürekli adamlar yağdırıyor. Onlara gence sürekli vurmaları için emirler veriyordu. Çok merak ettim, kendi kendime dedim ki kim bunlar bu genç nasıl bir suç işlemiş ki böyle bir cezayı hak etmiş olabilir. Etraftaki insanlara sorduğumda dediler ki ;” Bu genç Talha bin Ubeydullah’tır.” “Ona kırbaçlar vuranlar kimlerdir?” diye sordum. Onlar Teymoğulları mensuplarıdır. Talha’nın kardeşleri, amcaları, dayıları ve akrabalarıdır. Dediler. Bende tekrar sordum: “Peki şu bağırıp çağıran kadın kimdir?” Dediler ki: “O da Talha’nın annesi Sa’b binti Hadrami’dir.” “ Peki ne istiyorlar akrabaları Talha’dan?” diye sordum. “Talha babalarının dininde yüz çevirip, Muhammed’in dinine tabi olmuş, akrabaları da ona işkence ederek, onu yeniden atalarının dinine çevirmeye çalışıyorlar” diye cevap verdiler. Ardından bir müddet bu genci takip ettim. Akrabaları ne kadar baskı yaparlarsa yapsınlar o gencin ağzından çıkan tek cümle şuydu: “İsterseniz beni öldürün, ama ben asla dinimden dönmeyeceğim!”

Talha bir taraftan elde ettiği ekonomik imkanları, müslümanların sıkıntılarını gidermek adına sarf ederken, diğer yandan da imanın muhafazası ve iddianın ispatlanması için büyük bir mücadele ortaya koyuyordu. Aynı zamanda ticari faaliyetlerine de devam ediyordu. Yine bir gün Şam’a ticari amaçla gitmişti. Götürdüklerini sattı, alacaklarını aldı ve kervanını yola çıkardı. Kervan önden gidecek, kendisi de yeni ticari bir amaçla Medine’ye uğrayıp öylece yoluna devam edecekti. Talha bu amaçla Medine’ye geldi, bir de ne görsün yoluna baş koyduğu peygamber (sas), iman davası Mekke’ye dar gelmeye başlayınca tüm Müslümanlarla beraber Yesrib’e hicret etmiş, Yesrib’i Medine’ye Darus-selam yurduna çevirmeye başlamıştı. Talha bu hal ile karşılaşınca Rasulullah’ın (sas) huzuruna gelerek:

“Ya Rasulullah! Şu ana kadar ticaretten elde ettiğim tüm sermayem bir kervan ile Mekke’ye doğru gidiyor. Ben Mekke’ye gitsem belki malıma kavuşacağım ama seni kaybedeceğim. Seni kazanayım da seninle beraber olayım da varsın tüm sermayem yok olsun. Sen şahit ol ki tüm varlığımı senin varlığına adadım.” diyordu.

Allah Rasulu (sas) Medine’ye varır varmaz çok ciddi bir istihbarat ağı kurdu. O biliyordu ki Allah’ın değişmez yasaları vardı. Sünnetullah’ı vardı. Allah ancak o yasalara göre hareket ederdi. O yasaların en başında gelen ilki ise şu idi: Önce siz bir beşer olarak, bir kul olarak elimizdeki tüm imkanları kullanarak Allah yolunda bir şeyler yapın. Gücünüzün sınırlarını zorlayarak bazı güzellikler ortaya koyun. Siz size düşeni yapın ki Allah’ın rahmet ve yardımı üzerinize yağsın. Siz bir Musa olun Firavunun saraylarını zorlayın, göreceksiniz k Allah Kızıldeniz size yol yapacaktır. Siz bir Nuh olun, dağın tepesinde suyun denizin olmadığı bir mekanda tahtalara çivi çakın göreceksiniz ki Allah denizi ayağınıza getirecektir. Siz bir İbrahim olun. Büyük bir teslimiyetle, suyu, yeşili, insanı olmayan bir vadiye eşinizi ve İsmail’inizi bırakın göreceksiniz ki Allah orayı yeşertecek, gönülleri oraların sevgisiyle dolduracak; bitmez tükenmez bir su olan zemzemi ayağınıza getirecektir. Siz bir İbrahim olun ve Nemrud’un ateşinin içerisine “Allah” deyip atlayın. Göreceksiniz ki ateş size serin ve selamet olacaktır. siz İsmail olun ve Allah yoluna kurban olmak için baba İbrahim’in elindeki keskin bıçağın önüne kesilmek için boyun uzatın, göreceksiniz ki bıçak size dost olacak sizi kesmeyecek ve yerine semadan kurbanlar süzülüp gelecek.

Bugün semaya kalkan eller eğer boş dönüyorsa, eğer bugün dualar icabetsiz kalıyorsa bilmemiz gerekiyor ki halen biz gücümüzün sonuna gelmedik. Halen bir Nuh gibi ben mağlup oldum diye feryat edecek boyuta gelmedik. Bugün bizlerin risalet davası uğrunda verdiğimiz mücadelelerde, bıçak kemiğe dayanmadı. Yapacak çok şey var ve ne yazık ki biz daha hiçbir şey yapmadık.

Tarihler hicri 3. Yılın Şevval ayını gösteriyordu. Kureyş aylardır Bedir’in intikam ateşiyle yanıp tutuşuyordu. Derken 3000 kişilik büyük ve güçlü bir ordu oluşturularak Medine’ye doğru yola çıkıldı. İslam ordusu ve müşrik ordularının karşılaştığı Uhud’da büyük bir can pazarı yaşanıyordu. Olaylar okçu tepesinin terk edilmesiyle, Müslümanların aleyhine döndüğünde Ensarın gençleri Uhud’un o can pazarında Allah Rasulu’nu(asm) koruma adına canlarını satıyorlardı. O tablo da Hz Talha da vardı, olması gereken yerde. Rasulullah (sas) onunla ilgili şöyle diyordu; “Uhud’da sağımda Cebrail, solumda Talha vardı.”(Heysemi, Mecmuau’z-Zevahid, c. 9, s. 148)

Yine bu tablolardan birinde; müşrikler, Rasulullah’ın(sas) bulunduğu yeri ok yağmuruna tutmuşlardı. Haz Talha kendini, Allah Rasulu’nun(asm) üzerine atmış, ona canlı kalkan olmuş: “Anam babam sana feda olsun ya Rasulullah! Sakın başını kaldırma yoksa sana ok isabet eder” diyordu.

Hz. Talha ra kendine isabet eden oklara aldırış etmeden, Uhud’da melekleri bile imrendirecek bir kahramanlıkla mücadele ediyor ve tüm iman sahiplerine örnek olacak şu sözü haykırıyordu:

“Nahruke nahri, demuke demi Ya Rasulullah!/ canım canına, kanım kanına feda olsun ya Rasulullah”

Bir ara oklar durunca, Talha gittiklerini zannetti. Rasulullah’ın (sas) üzerinden kalktı ama yürüyecek hali kalmamıştı. Her tarafından kanlar boşalıyordu. Müşriklerden biri, Rasulullah’ı(sas) o halde görünce şimdi işini bitiririm diyerek ona doğru bir ok attı. Talha Rasulullah’a (sas) doğru gelen oku görünce sağ elini oku engellemek için Rasulullah’ın (sas) önüde siper etti. Ok Talha’nın sağ eline saplandı ve elini paramparça etti. İşaret parmağı dışında tüm parmaklarını kaybetti. Talha son darbeyle Uhud’un tepesinde Rasulullah’ın (sas) önünde yıkıldı, aşırı kan kaybından bayılmıştı. Rasulullah (sas) Talha’nın düştüğünü görünce ; “Koş ey ebu Bekir! Koş kardeşin Talha’ya sahip çık .” diye seslendi. Ebu Bekir Talha’nın uyanmasını sağladığında Talha gözünü açar açmaz söylediği söz şu oldu; “Keyfe Rasulillah?/Allah Rasulu nasıl?”

Rasulullah(sas) ne zaman Uhud’u hatırlasa Uhud’da iki aziz dostu anmayı unutmaz Zübeyr ve Talha’nın kahramanlıklarını anmayı unutmaz ve arkasında şu büyük müjdeyi hem onlara, hemd e başkalarına duyururdu : “Talha ile Zübeyr benim cennette komşularımdır.” (Tirmizi)

Başka bir gün Rasullullah(sas) şöyle dua edecekti:

“Ya Rabbi! Ne olur Talha sana gülerek gelsin, sen de onu gülerek/sevinerek karşıla.”

Uhud’un üzerinden birkaç sene geçmiştir. Allah Rasulu (sas) mescitte bir hutbe irat etmektedir. Hutbenin bir yerinde Ahzab suresinin 23. ayetini okudu. “Müminlerden öyle erler, yiğitler vardır ki Allah’ a verdikleri ahdin üzerinde sabit kadem olarak dururlar. Onlardan kimi sözünü ve ahdini yerine getirmiş ve hayatını imanına şahit kılarak Allah yolunda öldürülmüşlerdir. Kimi ise sırasını beklemektedir. Onlar verdikleri söze riayet ederek her an bu sözün üzerindedirler.” Mescitte bulunanlardan biri ayağa kalktı ve şöyle dedi; “Ya Rasulullah! Ayetin “Onlardan bir kısmı sözlerini yerine getirip şehit olduklarını anladık, ki bunlar Allah yolunda şehit olanlardır. Peki ya Rasulullah ‘sözlerini değiştirmeden bekleyenler’ kimler? Buna örnek verebilir misin?” Rasulullah (sas) bu soruya hemen cevap vermedi, soru sahibi sahabe belki anlaşılmamış diye sorusunu tekrarladı, Rasulullah yine cevap vermedi. Gözleriyle cemaati süzdü, sanki birilerini arıyordu ama hiçbir şey söylemeden minberden aşağıya indi. Kapıya doğru yürüdü tam kapıya varacakken karşısına o gün için yemyeşil elbise giymiş Talha bin Ubeydullah çıktı. Allah Rasulu(sas) Talha’yı görünce tebessüm etti, cemaate döndü ve dedi ki; “İşte! Bana sorulan sorunun cevabı. Şu yeşil elbise giymiş insana bakın. İşte o Allah yolunda şehadeti isteyip ve o yalda verdiği ahdi değiştirmeden duran birisidir.” Sonra Rasulullah (sas) Hz. Talha hakkında bir müjde daha verdi. Öyle bir müjdeydi ki mescitte bulunan herkes, Talha’nın yerdinde olmak istedi. Rasulullah (sas) buyurdu ki : “Yeryüzünde yaşayan bir şehit görmek isteyen Talha bin Ubeydullah’a baksın.” (Tirmizi,3739; Hakim, Müstedrek)

Talha bin Ubeydullah ticaretle meşgul olsa da asla Allah yolundaki mücadeleden geri kalmamıştır. O bir taraftan ticaret yaparken diğer taraftan ne zaman Bilal’in “Hayya el-cihad/Haydi cihada” sözünü duymuşsa lebbeyk diyerek icabet etmiştir. Huneyn zaferinden sonra müslümanlar Allah Rasulu’nun komutasında Medine’ye dönmek için yola çıkmış ve dönüş yolunda Numan kuyusunun başında konaklamışlardı. Su kuyusu o bölge kabilelerine aitti ve suyu para ile satıyorlardı. Talha o kuyuyu satın aldı ve müslümanlara vakfetti. Bir de orada bulunan birkaç deveyi alarak İslam ordusuna ikram için sofralar kurdurttu. Hz Talha hiçbir zaman, “Benden daha zenginleri var, onlar dururken ben niye yapayım demedi. O her zaman hayrın önünde olmak için fırsat kollardı. Zaten o Rasul’un lisani ile Talhatu’l-Hayr/Hayırlı Talha değil miydi?” Rasulullah (sas) Talha’nın Numan kuyusunu satın alıp vakfetmesine ve İslam ordularına verdiği ziyarete o kadar sevinmişti ki o ana kadar Talha’ya verdiği lakaplara bir yenisini daha ekledi.

Rasulullah(sas), Medine’ye geldiğinde tüm malını, sermayesini kendi yanında kalma adına harcayan Talha’ya Talhatu’l-Hayr demişti.

Uhud’da gösterdiği fedakarlıklara karşı, cenneti müjdelemiş Şehidu’l-Hayr demişti.

Şimdi de Numan kuyusunu satın alıp vakfetmesine o kadar sevinmiş ve memnun olmuştu ki, Talhatu’l-Feyyad demişti. (Kandahlevi, Hayatu’s-sahabe c.2)

Feyyad; feyzi, bereketi çok olan bol bol feyizlerde bulunan demekti. Hani demiştik ya Talha akasya ağacı demektir diye.. Talha işte böyle hayatı boyunca ismine uygun olarak neyi varsa vermekten çekinmiyor; verince azalır, biter korkusuna kapılmıyor, şahsiyetin anahtarı olan cömertliği insanlığın faydasına sunuyordu. Ne zaman bir misafir gelse Allah Rasulu (sas) mescitte misafirimizi kim ağırlayacak diye seslense hep aynı ses Rasulullah’ın (sas) çağrısına icabet ediyor, ben ya Rasulullah deyip misafirini evine götürüyordu.

Hz. Ömer’in halifeliğine ilk biat edenlerdendi Talha(r.a)… Talha bu ak günlerde bir taraftan ticaretiyle uğraşırken diğer taraftan da Hz. Ömer’e devlet işlerinde yardımcı olur, istişare heyeti içerisinde üzerine düşen vazifeleri yerine getirme çabaları verirdi. Bu günlerden birinde Hz. Talha, bir ticari işinden oldukça büyük bir kar elde etti ve onunla da bir arazi satın aldı. Bir müddet sonra o araziyi yedi yüz bin dirheme sattı ve parasını alarak eve geldi. Parasını evin münasip bir köşesine koydu ama oldukça huzursuzdu. Dönüp dolaştı, uyumaya çalıştı, uyuyamadı. Hanımı Sueda b. Avf, Talha’nın bu halini görünce merak etti ve sordu: “Ey Talha! Neyin var oldukça huzursuzsun?” Talha hanımına yüreğinde kopan fırtınaları anlattı:”Sueda! Biliyorsun falanca arazimi yedi yüz bin dirheme sattım ve şimdi o paralar burada. Ya ben şimdi ölsem,sabaha çıkmazsam Allah bana sormaz mı, demez mi:” Ey Talha! Evinde bu kadar büyük bir servet varken sen hangi yüz ile bana geldin?” Ben bu malımı dağıtmadan; ihtiyaç sahiplerinin hakkını vermeden uyuyamayacağım.” Hanımı dedi ki : “Üzülmene gerek yok, şimdi çağıralım dost ve akrabalarımızdan ihtiyaç sahibi olanları ve onlar arasında dağıtalım olsun bitsin. “ Talha:”Gerçekten yapabilir miyiz?” dedi. Ardından başladı insanları çağırmaya, Talha bir yandan dağıtıyor, bir yandan da yaşlı gözlerle Hücre-i saadetinde yatan Rasulullah’a(asm) bakıyor ve içinde adeta diyordu ki:”Ya Rasulullah(asm) Eğer hayatta olsaydın yine bana lakap verir, yine o mübarek elinle sırtımı sıvazlar, yine yüreğimdeki kopan fırtınaları dindirirdin. “ O gün Talha(r.a) neredeyse Medine’deki tüm insanları güldürmüş, malı ile onları sevindirmişti. Peygamber’in şehrinin sakinlerinin sevinmesi Peygamber’in sevinmesi demekti ve Allah da Rasulu de bu güzel amelden memnun olurdu. (ibn. Sa’d, Tabakat)

Bir yürek yangını.. Cemel… Cemel’de savaş başlamış Hz. Aişe ve Hz. Ali taraftarları birbirlerine karşı kılıçlarını çekmişlerdi. Hz Talha üzüntüyle yerinden kalkma takatını kendinde bulamıyor, gözyaşları içerisinde sadece olanlrı seyrediyordu. Bu arada hain bir göz Talha’yı gözlüyordu. Bu gözün sahibi Hz. Osman’ın da şehit olmasının en büyük sorumlusu Mervan bin Hakem’di. Bir müddet Talha’yı gözetledi ve içinden diyordu ki; “Talha’yı öldüreyim ve bu işten de Ali’yi sorumlu tutarak nasıl Osman’ın kanını kullandıksa bunu da kullanarak Ali’ye karşı düşmanlığı daha da artırayım.”

Mervan, bu mülahaza ile Talha bin Ubeydullah’a ucu zehirli bir mızrak attı. Mızrak Talha’nın ayağına isabet etmişti. (Heysemi, Mecmauz-Zavaid c.9, s. 150- İbn Kesir, El-Bidaye ve’n- Nihaye)

Hz. Talha savaş meydanından zorlukla çekildi. Atına binerek o bölgeden biraz uzaklaştı. Aşırı kan kaybediyor, zehir de yavaş yavaş tesirini gösteriyordu. Yaralı bir biçimde orada beklerken, birden yakınından bir süvarinin geçtiğini gördü, ona seslendi. Süvari Hz. Talha’nın yanına geldi. Talha bin Ubeydullah sordu: “Sen kimin askerisin?” asker :”Hz Ali’nin askeriyim.” Diye cevap verdi. Bunun üzerine Talha “Uzat elini, Ali’nin adına san biat edeyim. Ben şu an ölüm yolundayım, Allah’ın huzuruna biatını bozmuş biri olarak gitmek istemiyorum.” Dedi. Asker elini uzattı ve Talha orada Hz. Ali’ye olan biatını yeniledi.(İbn Esir, el Kamil Fi’t-Tarih) Asker merakla bu yaralının kim olduğunu sordu. Talha kendisini tanıttı, Hz. Ali’nin askeri bu olanları bildirmek için atını Hz. Ali’ye doğru sürdü. Hz Ali’nin yanına geldiğinde bir kılıcı havaya kaldırıp ağladığına şahit oldu. O kılıç Ali’nin dostu, Talha’nın kardeşi Zübeyr’in kılıcıydı. Amr bin Cürmüz cehaletle Cemel’i anlamadan Medine’ye gitmek için yolan çıkan Zübeyr’in arkasına takılmış, onu Safvan tepesinde namaz kılarken şehit etmişti. Elbise ve kılıcını alarak Ali’ye getirmişti. Ali dakikalarca Allah Rasulu(asm) adına yıllardır, inkarın ve batılın tepesine indirilen o kılıcın üzerine ağlıyordu.( İbn Sad,Tabakat- Taberi Tarihu’l-Umem ve’l-Mulk)

Süvari Ali’yi öyle görünce o da ağlamış ve Talha’nın şu an yaralı bir biçimde falanca erde olduğunu haber vermişti. Hz Ali, Hz Hasan’ı alarak tarif edilen yere gittiklerinde, Talha cansız bir biçimde yerde yatıyordu. Hz Ali hemen koşup, Talha’nın başını dizine aldı, göğsüne bastırdı Talha rahim-i Rahman’a göçmüş; Cemel’de yalanın, fitnenin başı olan birinin zalim mızrağının kurbanı olmuştu. Hz Ali, kendi elleriyle Talha bin Ubeydullah’ı kabir hayatına yolcu etti. Önce namazını kıldı, daha sonra onu Basra yakınlarında Kela denilen bölgeye defnetti.(ibn Sad, Tabakat)

Talha bin Ubeydullah 20 yaşındayken imanı ve o imanın öğretmeni olan Rasulullah’ı (sas) tanımış ve ismiyle müsemma olarak, bir akasya ağacı gibi iman yolunda verebileceği her şeyi cömertçe vermiştir.

Rabbim bu bereketli hayattan, hakkıyla istifade etmeyi nasip etsin. Hz Talha’nın şahsiyetinin anahtarı olan cömertliği hayatlarımızda diriltsin. Bizleri de bir akasya ağacı gibi kılsın ve neyimiz varsa onları, Muhammedi sancağın yere düşmemesi için feda edebilecek bir duruş ve cesaret versin.

Bizlere de Hz. Talha (ra) gibi eşyanın mahkumları değil hakimleri eylesin ve eşyayı sırtımızda bir yük değil altımızda bir Burak, cennete ulaşmaya bir vesile eylesin.

Genç Muvahhide

BU HABERLER DE VAR!

Riyazüs Salihin – İmam Nevevi

İndirmek için tıklayın Online okumak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Selsebil Medya

Yeni içeriklere daha çabuk ulaşmak için Telegram kanalımızı takip edebilirsiniz.

KANALA KATIL
KAPAT